Author: Yahya

  • İçerik Pazarlamacıları için Hikaye Anlatımı Kılavuzu

    İçerik Pazarlamacıları için Hikaye Anlatımı Kılavuzu

    İçerik Pazarlama için Hikaye Anlatımı (Storytelling)

     

    İçerik her yerdedir. Çoğu ücretsizdir. Ve lakin çoğu diğer içerikler tarafından tamamen gömülmüştür. Yani kalabalıkta kaybolmaktadır. İçerik pazarlamacıları olarak mücadelemiz sesimizi duyurmaktır.

    Bununla beraber size ilginç bir gerçeği söyleyeyim.

    James Patterson isimli bir yazar 2016’da 95 milyon dolar kazanmış.

    Şunu kabul edelim. James Patterson, içerik üretmesi için yılda 95 milyon dolar alıyor. İnsanlar O’nun içeriğini okumak için “para ödüyorlar”. Kapağın hemen içinde de şu not düşülmüş: “Bu bir kurgu eseridir.”

    İnsanların harika hikaye anlatımı için aslında ne kadar çok para ödedikleri gerçeğini daha önce düşünmediyseniz, umuyorum ki artık düşüneceksiniz.

    En çok satan kurgu yazarları bir şeyi biliyor. Duyulmak istiyorsanız sizin de bilmeniz gereken bir şey.

    Bu sektörde hep bahsettiğimiz bir ifade var: Hikaye anlatımı. Evet storytelling yani hikaye anlatımı hakkında çok konuşuyoruz. Peki ama bu kavramla ilgili gerçekten ne kadar şey biliyoruz?

    İnsan beyni hikayeleri hatırlayacak şekilde bir donanıma sahiptir. Hikaye anlatımı “antik bir sanattır” ve “marka anlatıları” izleyicilerde yankı uyandırır. Evet, insanlar hikayeler anlatmak, aktarmak ve hatırlamak üzere donanımlıdır. Ama insanların bırakamayacağı türden hikayeler anlatmak için biraz daha fazla çabaya ihtiyacımız var.

    Bu yüzden, ürün ve hizmetlerimizi satmak üzere içerik pazarlamasını kullanmak ve etkili içerik üretmek isteyen girişimciler olarak, yazarların hikayelerini nasıl yapılandırdığını öğrenmemiz gerekiyor.

    Çünkü insanlar saatlerini ayırıp okumak üzere bu kitaplara para harcıyorlar.

    Hikaye Anlatımı ve 3 Perdelik Yapı

     

    Hikayelerin başı, ortası ve sonu vardır. Yani giriş, gelişme, sonuç. Evet, bu çok temel bir bilgi.

    Ama okuyan birinin ilgisini çekecek veya ciddi bir etki bırakacak olan şey, herhangi bir giriş, gelişme veya sonuç değildir. Bu etki için bir “gizli sos” tarifim var. Ona ileride değineceğim. Yine de, bu gizli sosu anlamak için ana yemeği anlamanız gerek.

    Şimdi iyi bir hikaye için bu üç parçalı yapıyı inceleyelim.

    Giriş

     

    Birçok içerik pazarlamacısının hikaye anlatımında başarısız olduğu yer neresi biliyor musunuz? Hikayenin hemen başı. Aslına bakarsanız çoğu içerik pazarlamacısı neredeyse hiç giriş yazmaz.

    Tabii ki, hikayeleri bir şekilde bir yerden başlıyor. Ama demek istediğim şey şu ki, hikayelerine hikayenin temelini oluşturan bir giriş yapamıyorlar.

    Bir kurgu eserinin girişinde, okurlar yazardan şunları bekler:

    • İşlerin nasıl olduğunu (mevcut durumu) belirle
    • Karakterin ne istediğini belirle
    • Karakterin neye ihtiyacı olduğunu belirle

    Mevcut durumun nasıl olduğunu belirlemezseniz, işlerin nasıl değiştiğini göremezsiniz.

    Ve herkesin gözden kaçırdığı kısım; karakterin istediği şey ile ihtiyaç duyduğu şey, birbirinden farklı iki konudur.

    Karakterler hiçbir şey istemezlerse, hiçbir şey okuyanları hikayenin sonuna çekemez. İlk çatışma belirtisinde uzaklaşırlar. Arzu, hikaye akışını yönlendiren temel şeydir.

    İhtiyaç ise karakterin “sona” ulaşmak için ihtiyaç duyduğu şeydir. İhtiyaç, temayı yönlendiren şeydir.

    Yazar, müşterinin istediği şeyin, aslında müşterinin ihtiyaç duyduğu şey olmadığını anlamıyorsa… Bir içerik pazarlamacısının hikayesi en başından bozuktur.

    Dikkat edin:

    Müşteriler sizin ürününüzü istemezler. Aslında istedikleri başka bir şey, bir çözümdür. Ama istedikleri o çözümü elde etmek için ürününüze ihtiyaçları vardır.

    Çaktınız mı köfteyi? 😉

    O yüzden, elde var bir:

    Okurların ürününüzü istemesini sağlamaya çalışarak zaman kaybetmeyin.

    Onlara kendi “başlangıçlarını”, yani mevcut durumlarını gösterin. Onlara şu anda her şeyin onlar için nasıl olduğunu gösterin. Onlara ne istediklerini anladığınızı gösterin ve neye ihtiyaç duyacaklarını göstermek için zemini hazırlayın.

    Gelişme

     

    Pazarlama hikayelerinin genellikle girişten de kötü olan kısmı.

    Bir kurgu eserinin ortasında okurlar, karakterin şunları yapmasını bekler:

    • İstediğini elde etmek için makul bir plan geliştir
    • Planı uygulamaya çalış
    • Tekrarla

    Herkesin bir hikaye anlatıldığını hissetmesi için bu süreç en az bir kez gerçekleşmelidir. Tematik olarak, hikayenin ortası açık ve temel bir amaca hizmet eder. O da şudur:

    Karakterler, ihtiyaç duydukları şeye sahip olmadan istediklerini elde etmeye çalıştıklarında neler olduğunu gösterir.

    Güçlü bir gelişme bölümü olmadan, okurlar hikayenin temasına inanmazlar. Karakterin ihtiyacı olan şeye gerçekten ihtiyaç duyduğu fikrini “yemezler”. Çünkü karakterin o şey olmadan istediğini elde edemeyeceğine inanmak için hiçbir sebepleri yoktur.

    Hikayenin gelişme -yani orta- kısmı, okurların sorunun gerçek kapsamını öğrendiği yerdir. Başlangıçta sorun küçük gibi görünür. Ama okurlar sorun hakkında daha fazla şey öğrendikçe, bunun o kadar da basit olmadığını anlarlar. Giderek daha karmaşık hale gelir. Karakterler istediklerini elde etmeye çalıştıkça, okurlar sorunun daha da aşılmaz hale geldiğinin farkına varırlar.

    Zayıf bir gelişme, zayıf bir problemin etrafında döner. Probleminizi geliştirin ki daha güçlü bir gelişmeniz ve daha güçlü bir hikayeniz olsun.

    Dikkat, burası önemli:

    Son olarak, karakterin gerçekten burada çözüm için her şeyini vermesi önemlidir. Plan kusursuz görünmelidir. Aksi takdirde, yazarın kurgusu aptalca görünebilir. Yani okurlar (ya da seyirciler) “e şöyle yapsaydı ya..” diyebilir ve problemin daha zeki bir karakterle çözülebileceğini düşünebilirler. Bu durumda karakterle özdeşleşemezler.

    Televizyonlarda görülen reklamları düşünün. Gerçek bir sorun olmayan ya da sadece aptalca sorunlar olan durumlara çözümler sunan reklamlar. Bu hikayeler yanlış sorunu veya zayıf bir sorunu tanımlar ve bu nedenle zayıf kahramanları vardır.

    Sonuç

     

    Sonuç kısmı en önemli şeylerin gerçekleştiği yer olduğundan, birçok pazarlamacı hikaye anlatımında direkt sonuca atlar. Ancak, iyi bir giriş ve gelişme olmadan sonuç da yeterince güçlü değildir.

    Bir kurgu çalışmasının sonunda okurlar şunları bekler:

    • Başka bir yanlış adım daha atılırsa sorun tam bir başarısızlık olacağı noktaya ulaşır.
    • Karakterler, neye ihtiyaçları olduğunu anlamalarını engelleyen bariyerleri aşar.
    • Karakterler artık ihtiyaçlarını anlar, bu da sorunu çözmelerini ve istediklerini elde etmelerini sağlar.
    • Değişim gerçekleştiği için yeni bir dünya yaratılmış olur.

    Alternatif Hikaye Yapıları

     

    Bir hikaye, karakterin neye ihtiyacı olduğunu en baştan açıkça ortaya koyarak da aynı noktaya gelebilir. Karakterin “asıl ihtiyacı” olan şeyi gösterir, ardından karakterin ihtiyaç duyduğu şeyi elde edememesini, sorunu çözmede başarısız olmasını ve istediğini elde edememesini anlatır. Bu hikaye anlatımı bir “trajedi” türüdür.

    Bir başka anlatım türünde karakterler, istedikleri şeyin asıl ihtiyaç duydukları şeyi elde etmelerini engellediğini öğrenirler. Sonuçta “isteğin” o kadar da önemli olmadığı ortaya çıkar. Bunlar da güçlü hikayelerdir. Bu alternatif hikaye yapılarının güçlü bir duygusal etkisi olabilir; ancak pazarlama bağlamında bunları başarmak daha zor olabilir.

    Hikaye Anlatımı Kurgusu için Bazı Hatırlatmalar

     

    Şimdi, bazı niteleyici noktaları aktarayım.

    Birincisi; hikayelerinizde sorunun kesinliğine vurgu yapmalısınız. Tık-tık ilerleyen bir saat, geri dönüşü olmayan bir nokta, kaçınılmaz bir aciliyet duygusu… Müşteriye sınırlı süreli bir teklif dayatmaktan bahsetmiyorum. Sorunun kontrolden çıktığı noktadan bahsediyorum. Gerçek ve “tam bir başarısızlık” korkusunu işlemekten bahsediyorum.

    İkincisi; sorun çözüldükten sonra işlerin nasıl değiştiğini keşfetmek çok önemlidir. Yazar, olayların başladığı yer ile işlerin bittiği yeri karşılaştırmalıdır. Çözüm neyin eksik olduğunu netleştirmeli ve kapanış teklif etmelidir. Yazar, başlangıç ve son arasında güçlü bir karşıtlık sunamıyorsa, ortada bir hikaye yoktur.

    Bu, harika bir hikaye anlatımının olmazsa olmazıdır. Peki başarılı bir hikaye anlatımı için gereken tek koşul mudur?

    Hayır.

    Hala gizli sostan bahsetmedim. Okurları bir kitabı karıştırırken daha fazla sayfa çevirmelerini sağlayan, insanlara içerik için para ödeten şey.

    Hikaye Anlatımı için Gizli Sos

     

    Hazır mısınız?

    Gizli sos gerilimdir.

    Gerilim, okurun bundan sonra ne olacağını merak etmesine neden olur.

    Evet, birine bir hikayeyi okumaya devam ettiren şey, daha sonra ne okuyacağına yönelik meraktır. Okura “sırada ne var” diye merak ettirmek…

    Gizli sosun ne olduğunu ben söylemeden önce biliyor muydunuz?

    Gerilimin değeri daha çok bilinseydi, daha fazla insan onu kullanırdı.

    Tabii ki gerilimin önemini bilmek, onu nasıl oluşturacağınızı bilmeye yetmiyor.

    Gerilimin işe yaraması için hem belirsizliğe hem de beklentiye ihtiyacınız var.

    Gerilim oluşturmanın ilk yolu, onu doğrudan uygulamaktır. Yani “bir şeyin geleceğini/bir şey olacağını” açıkça söylersiniz ama ne olduğu konusunu belirsiz bırakırsınız. Tıpkı bu yazıda benim de yaptığım gibi.

    Peki içerik pazarlaması bağlamında gerilimi en iyi nasıl uygularsınız?

    İnsanlar kurgu okumayı çok severler çünkü sorunu çabucak öğrenirler ama çözümün ne olacağını son ana kadar bilmezler.

    Ünlü film yapımcısı Alfred Hitchcock gerilimin ikinci bir formunu şöyle açıklıyor:

    “‘Gerilim’ ve ‘sürpriz’ arasında belirgin bir fark vardır.

     

    Diyelim ki bir masada gayet sakin ve masumane bir sohbet ediyoruz. Ve masanın altında, tam ortamızda bir bomba var. Önce hiçbir şey olmuyor ve sonra birden “Boom!”. Bir patlama oluyor. Evet seyirci şaşırır zira bu onlar için müthiş bir sürpriz. Ancak bu sürprizden önce, hiçbir özel sonucu olmayan kesinlikle sıradan bir sahne izliyorlardı.

     

    Şimdi, bunu bir de gerilim durumu ile ele alalım. Bomba masanın altında ve seyirci bunu biliyor, çünkü muhtemelen anarşistlerin bombayı oraya yerleştirdiğini gördüler. Seyirci, bombanın saat 1’de patlayacağını biliyor ve dekorda bir saat var. Seyirci saatin 1’e çeyrek kala olduğunu da görüyor. Bu koşullarda aynı masumane konuşma, seyircinin de olaya katılmasıyla büyüleyici bir hale kavuşur. Seyirci, ekrandaki karakterleri uyarmak için can atar: ‘Ya bırakın bu önemsiz şeyleri konuşmayı. Altınızda bir bomba var ve patlamak üzere!’..”

     

    Bu gerilim biçimi, “üstün konum” üzerine kuruludur. Seyirci, karakterlerin bilmediği bir şey biliyor.

    İlk bakışta, bu benim gerilim tanımımla çelişiyor gibi görünebilir. Karakterlerin bilmediği bir şey seyirciye söylenmişse, seyirci neden bir sonraki adımda ne olacağını merak etsin ki? (Örnekteki gibi mesela, “bombanın patlayacağını zaten biliyorlar, neyi merak etsinler ki?” gibi düşünebilirsiniz ama bekleyin…)

    Lakin biraz düşündüğünüzde bu da netleşir. Seyirci bir bombanın patlayacağını biliyor olabilir, telaşlanıyor, içinden adeta bağırıyor, karakterlerin kalkıp uzaklaşmasını umuyor, ancak karakterlerin kaçıp kaçmayacağını bilmiyor.

    Bu gerilim anlayışıyla, size son bir soru bırakacağım.

    Seyircinizin karakterinize bağırdığı, ürününüzü çok geç olmadan kullanacağını umduğu bir hikaye anlatabilseydiniz nasıl hissederdiniz?

    Kazandıran Kelimeler mail listesine kaydolun, her hafta süper bir mail alın. Deli misiniz? Kaçmaz!

  • Freelance iş kurmak: 30 Günden Az Bir Sürede Nasıl Başarılı Bir İş Kurulur?

    Freelance iş kurmak: 30 Günden Az Bir Sürede Nasıl Başarılı Bir İş Kurulur?

    Freelance iş kurmak için faydası kanıtlanmış bir strateji

    Freelance iş kurmak ile ilgili şimdi söyleyeceğim şey hoşunuza gidecek ve ‘sallamasyon’ değil, tamamen gerçek!

    İnternette iş yapma konusuna ne kadar çok dalarsanız, başarılı olmanın aslında sandığınızdan çok daha kolay olduğunu o kadar iyi anlarsınız. Kolay derken ‘çok çalışmadan başarabileceğinizi’ falan kastetmiyorum, hemen yanlış anlamayın.

    Kastettiğim şey şu; yeni başlayan birisi süreci çok fazla karmaşıklaştırıyor.

    Şimdi bildiklerimle zamanda geriye gitsem -çok değil sadece bir yıl-, sıfırdan başlayarak tam zamanlı bir işi kurup yükseltebilirdim. Belki “süper başarılı” olmazdı ama faturalarımı ödeyebilecek ve bana istediğimi yapma özgürlüğü verebilecek bir iş olurdu bu.

    Yıllar önce bir meslektaşımla yaşadığım bir anı hatırlıyorum. Bana demişti ki, “Yahya, para hızı sever, zekayı umursamaz.” Sonra da bana birkaç danışmanlık müşterisini nasıl kazanabileceğimi, gelirlerimi nasıl artırabileceğimi ve böylece freelance iş kurmak üzere mevcut maaşlı işimi bırakabileceğimi… ve bunların hepsini en fazla 90 gün gibi kısa bir süre içinde yapabileceğimi anlatmaya başladı.

    Yeni başlayanların çoğu gibi ben de kendi kendime “valla kulağa çok iyi geliyor. Belki de bunu yapmalıyım.” dedim. Ama sonra ne oldu? Tabii ki yapmadım.

    Sebep? Korku.

    Aslında “iş dünyasında başarının son derece zor olması gerektiği” gibi bir düşünce var. İşte ‘korku’ bu fikrin içinde gizlidir.

    Bu düşüncenin temelinde yine şöyle bir inanış var:

    “Öyle hızlı bir şekilde bir işe başlayıp başarı elde etme fikri gerçek olamayacak kadar güzel. Ama bir freelance iş kurmak ve başarılı olmak için pazarlama ve satışla ilgili her şeyi önceden bilmek zorundayım.”

    Freelance iş kurmak üzerine bilmeniz gereken temel şey

    Arkadaşımın söylediklerini dinleyip üzerinde çalışsaydım, işimi normalde bıraktığımdan çok daha önce bırakırdım.. yıllar yıllar önce. Siz benim yaptığım hatayı yapmayın. Özellikle ajans modelinde başarılı bir online iş sahibi olmak için bir tür “süper-uzman” olmanıza gerek yok.

    Şimdi size çılgınca gelecek bir şey söyleyeyim mi?

    İnsanların işletmelerle ilgili bilmediği bir şey: Piyasadaki şirketlerin %99’u pazarlama konusunda berbat. Gerçekten, çok kötüler! Bunu bir dijital pazarlama şirketiyle çalışırken canlı canlı gördüm. Ne yaptıkları hakkında hiçbir fikirleri yok. İyi bir pazarlamanın ne kadar önemli olduğunu biliyorlar ama… Pazarlamayı beceremiyorlar.

    Bu sizin için şu anlama geliyor:

    Doğru resmi çizebilirsen, müşteri bulabilirsin.

    Bir başka arkadaşım, online işini başlatmak üzere tavsiye almak için bana ulaştı. Metin yazarlığı üzerine çalışıyor.

    Sizin durumunuzda, freelance iş kurmak yoluyla ürün ya da hizmetlerinizi satabilir, hatta istediğiniz herhangi bir ajansa sahip olabilirsiniz. İçerik ajansı, SEO ajansı, sosyal medya pazarlaması ajansı, her neyse. Ancak iş bağlamanın kuraları basittir:

    – İşletmelerin nasıl daha fazla para kazanabileceklerini anlamalarına yardımcı ol

    – Hizmetlerinin bu sonuca tam olarak nasıl ulaşacağının resmini çiz

    – Potansiyel müşterilerin sana güvenmesini sağla, teklifi yap ve anlaşmayı sağla

    Öğrendiğim bir başka profesyonel ipucu: İçerik üretmek o kadar zor ve karmaşık olmak zorunda değil. Bunu olması gerekenden daha zor hale getiren sizsiniz. Ve bu kadar düşünmek yerine sadece başlamış olsaydınız şimdiye bir işiniz ve işletmeniz olabilirdi.

    İşte bana danışan arkadaşıma söylediğim şeyler; bunları size de söylemiş oluyorum.

    Başarılı bir freelance iş kurmak için yapmanız gerekenler

    Mutlaka içinde portföyü olan bir web siteniz olsun: Henüz müşteriniz olmadığı için gerekirse kurgusal örnekler bile kullanabilirsiniz. Ayrıca, becerilerinizi göstermek için sitenizde iyi metinler, kancalar, eylem çağrıları ve teklifler kullanmanız da gerekecek.

    Sitenize bir potansiyel müşteri mıknatısı ekleyin: Örneğin, e-posta adreslerini toplamak için yazılmış bir e-kitap vb: “Gelirlerinizi Artırmak için 3 İçerik Üretme Taktiği” gibi. Topladığınız bu potansiyel müşterileri pazarlama huninize eklersiniz (funnel deyip duruyorlar ya hani, ondan), huninizin sonunda sizinle bir telefon görüşmesi teklifi olabilir mesela.

    Potansiyel müşterilerinize satış yapmak için telefon görüşmeleri yapmanızda fayda var: Temel olarak onlara açık uçlu sorular sorun, böylece size ne istediklerini söyleyeceklerdir. Onlara satış yapmak için size söylediklerini tekrarlayın. Örneğin; “eğer metinlerim önümüzdeki 90 gün içinde gelirlerinizi artırmanıza ve bana yaptığınız yatırımdan kâr etmenize yardımcı olabilirse…”

    Teklifinizin temel çerçevesini iyice kavrayın: Yani gerçekte ne sağladığınıza dair ayrıntılar. Ama tekrar hatırlatayım; bunu da fazla düşünmeyin. Bir metin yazarlığı hizmetleri paketinin nasıl düzgün bir şekilde yapılandırılacağı ve bunun nasıl fiyatlandırılacağı hakkında makaleler okuyun. Üzerinde çalışabileceğiniz basit bir model seçin.

    İşinizi büyütmek üzere satışları gerçekleştirmek için bunlara dikkat edin

    Size henüz yeterince güvenmedikleri için itiraz edecekler. Sakin kalın ve gerçekçi olun. Gerçekte ne istediklerini bulmaya çalışın ve asıl itiraz noktasını keşfedin. Bu itiraz hakkında konuşun ve onlara değerinizi açık bir şekilde açıklayın. Örneğin sizin aylık ücretiniz 2.000₺ diyelim. Onların ürün veya hizmetleri ise 500₺. Bu durumda kâr elde etmeleri için gereken tek şey onlara ayda 5 ekstra satış kazandırmanızdır.

    Teklifi yapın, “Ne diyorsunuz? Çalışmaya başlayalım mı?”. Ve susun. Onlar cevap verene kadar hiçbir şey söylemeyin. Gerekirse tam bir dakikalık garip bir sessizlik olsun. Önemli değil. Heyecandan terlediğinizi görmelerine gerek yok. Teklifinizden sonra susarak, özgüvenli bir duruş sergilemiş olacaksınız.

    Tekrar itiraz ederlerse, benzer bir anlatım ve ikna sürecini ‘gerektiği kadar’ tekrarlayın ve teklifte bulunun. Fazla da üstlerine gitmeyin. Gerçekten nasıl hissettiklerini anlamak için dinleyin ve hizmetlerinizin onlara nasıl yardımcı olabileceğini gerçekten göstererek teklifi yeniden sunun. Burada bir hile gerekmez. Pek tabii bazı aramalar sonunda sert bir “hayır” ya da “biz bi’ düşünelim” cevaplarıyla bitebilir.

    Siz konuşmanızı yeterince uygun ve doğru bir şekilde yaptığınızı bilin yeter. Sonra da “hayır” cevaplarını arkanızda bırakıp, “bi düşünelim” cevaplarını takip edin. Ben “bi düşünelim” müşterilerini, onlara biraz zaman tanıyarak satışa dönüştürürüm. ‘İhtiyaç sahibi’ gibi görünmemek daha fazla güven oluşturur.

    Satış yapmanızı kolaylaştıracak davranışlar

    Sonra, bir “satış konuşması” hazırlamak isteyeceksinizdir. Çünkü henüz trafik için yerleşik bir aracınız olmadığında sitenize potansiyel müşteriler çekmek çok daha zordur. Bir LinkedIn profili oluşturun ve tamamen doldurun. Biyo alanını sadece “ne yaptığınız” hakkında konuşmak için değil, müşterilerin yapmasına yardımcı olduğunuz şeyler hakkında konuşmak için kullanın. Örneğin; “E-ticaret işletmelerinin metin yazarlığı ile gelirlerini ikiye katlamasına yardımcı oluyorum.”

    LinkedIn profilinizi *başarılarınız* hakkında sıkıcı bir liste gibi kullanmak yerine, daha çok bir satış sayfası gibi kullanın ve bu kıymetli alanı hizmetlerinizin faydaları hakkında konuşmaya ayırın.

    Sonra da satış konuşmanızı yapın. Satış konuşması yapmanın anahtarı, satış konuşması yaptığınız şirketi gerçekten incelemek için zaman ayırmaktır. Çoğu satış konuşması, kişisel olmadığı için yetersizdir ve oldukça kötü görünür. Öyle ki potansiyel müşteriler çoğunlukla bu metnin “kopyala/yapıştır” olduğunu hissederler ve spam yapıldığını düşünebilirler. Elbette bir şablonunuz olabilir, ancak her adım için bu şablonu özelleştirmelisiniz. Konuşmanızda, müşteri adayınıza onların değerlerini ve potansiyel içsel düşüncelerini yansıtın ve onları incelemiş olduğunuzu belli edin.

    Örnek görmek isteyebileceğinizi biliyorum. Tamam şuna benzer bir şeyler olabilir:

    “Müşterilerle bağlantı kurmaya değer veren bir şirket gibi görünüyorsunuz. Web sitenizdeki misyon metnini ve şu blog yazınızdaki şu satırları fark ettim.”

    Hemen bulunması kolay olmayan alanları ve sayfaları seçin, böylece gerçekten baktığınızı anlasınlar. “Mesajınızda bir düzenleme ile bu bağlantıyı daha etkili sürdürebileceğinize ve aynı zamanda satışlarınızı da artırabileceğinize inanıyorum.”

    Mesaj şekillendirilebilir. Ama burada mesele şu:

    Yapabileceğiniz bazı spesifik değişiklikler hakkında konuşun. Gerçekten işlerine yarayacak nitelikte spesifik değişiklikler/düzenlemeler teklif edin. Hem siz olmadan da uygulayabilecekleri kadar iyi değişiklik türleri olsun hem de harika bir sonuç görmelerini sağlasın. Yani onlara kazandıracak stratejilerinizi çekinmeden onlara verin.

    “Hadi ya, niye ki?” diye düşündünüz belki de değil mi?

    Çünkü…

    Genellikle bunu kendileri yapamayacak kadar tembeldirler, ancak bunun değerini görürlerse, sizi işe alırlar. Biraz zaman alan ama epey de işe yarayan iyi bir taktik de, web sitesi sayfalarının ekran görüntüsünü almak ve onlara neyi değiştireceğinizi ve neden işe yarayacağını gösteren açıklamalar yapmaktır.


    İlgili yazı: Başarılı bir yazar olmak istiyorsanız bunu okuyun


    Başarılı bir freelance iş kurmak ve büyütmek için bir başka sıkı taktik

    Sitelerini hızla gözden geçiren ve neyi değiştireceğinizi göstererek anlattığınız bir video çekin. Bu onlara gerçekten sinir bozucu ve zevzek bir spam göndericisi olmadığınızı kanıtlar ve değerinizi açıkça gösterir. Video ayrıca onlarla aranızda insancıl, kişisel bir bağlantı kurmanıza olanak tanır ve diğerlerinden çok daha öne çıkmanıza yardımcı olur. Kim işini gücünü bırakıp bir video ile satış konuşması yapacak kadar zaman ayırır ki düşünsenize? Neredeyse hiç kimse; işte bu yüzden bu kadar güçlü bir taktik.

    Şimdi yapacağım kaba hesap, biliyorum. Ama bir şeyi daha net görmeniz için bunu yapıyorum:

    İdeal hedef müşteri profilinize uyan 100 şirket bulun, hepsine satış konuşmanızı sunun, 10 tanesini telefon aşamasına alın, 3 tanesini de ortalama 1000₺’ya bağlayın. Ne oldu? Artık bir metin yazarlığı işiniz var. Bakın, gerçekten o kadar da zor sayılmazmış, değil mi?

    freelance iş kurmakBaşarılı bir freelance iş kurmak üzerine daha fazla ilham verici yazılar ve tüyolar için instagram hesabımı da takip etmeyi unutmayın. Orada sürekli kişisel marka inşası ve metin yazarlığı üzerine taktikler de paylaşıyorum. Eğer bu blog yazısını okuyup da Instagram hesabımı takibe gelirseniz bunu bana bir DM ile söyleyin, size sürpriz bir hediye göndereyim. Görüşmek üzere.. ; )

     

  • Başarılı bir yazar olmak istiyorsanız bunu okuyun

    Başarılı bir yazar olmak istiyorsanız bunu okuyun

    Başarılı bir yazar olmak için yeteneğinizden emin değil misiniz?

    Yalnız değilsiniz.

    Biliyor musunuz? Her yazar başarılı olma konusunda yeteneklerinden şüphe eder. Gerçekten. Başarılı olanlar bile!

    Hatta özellikle de başarılı olanlar.

    Başarılı bir blog yazısı, haber bülteni, kitap veya film yazmak göz korkutucudur. Ama asıl korkutucu olan ‘bir tane daha yazmak’tır.

    Başarılı bir yazar olmak konusunda yeteneğinizden emin olmamanız, iyi bir yazar olmadığınız anlamına gelmez; normal bir  insan olduğunuz anlamına gelir.

    İki şeyi yaparsanız, yazar olarak başarıyı mutlaka elde edersiniz.

    1. Yazın.

    2. Başarıyı yazılı olarak tanımlayın.

    Başarılı bir yazar olmak için yeteneğinizden emin değilseniz, bunun nedeni büyük olasılıkla yazmaya karşı isteksiz olmanız ve/veya başarının kontrolünüz dışında bir şey olduğunu kabullenmek istememenizdir.

    Bakın size gayet net bir şey söyleyeyim:

    Yazınızı daha iyi yapan şey onu okuyan kişi sayısı değildir.

    Yazılarınızdan kazandığınız para miktarı da onu daha iyi yapmaz.

    Ne kadar harika bir yazar olursanız olun, bu sayılar kontrolünüz dışındadır. Bu metrikleri etkileyebilirsiniz ama onları kontrol edemezsiniz.

    J.K. Rowling’in ilk Harry Potter kitabını sekiz şirket pas geçti. Ama bu kitap dokuzuncusu satın aldı diye iyi bir kitap olmadı.

    Stephen King’in Carrie için yazdığı el yazması, onu çöpe attığında da aynıydı. King onu asla satmayacağına ikna olmuştu. Karısı kitabı çöpten çıkardı ve kocasının ondan vazgeçmemesini istedi.

    Üç binden fazla abonesi olan Mail Bültenimin başarısı, maillerimi her hafta kaç kişinin açıp okuduğuna göre belirlenemez.

    “Yazma başarısı” iki yönlü bir şeydir: Ya yazarsınız ya da yazmazsınız.

    Yazdıklarınızı bitirirsiniz ya da bitirmezsiniz.

    Yazdıklarınızı dünyayla paylaşırsınız ya da paylaşmazsınız.

    Bunları yaparsanız, başarılı bir yazarsınızdır.

    Gerisi biraz şans… ve biraz da anlambilim.

    Yazmaya devam etmelisiniz. Öyleyse durmayın. Yazmaya başlayın ve devam edin.

    Şimdi size keyifli bir çalışma tavsiyesi vereceğim.

    Bir yazar olarak başarısız olmanızın tüm olası nedenlerinin bir listesini yazın.

    Ardından, neden başarılı olabileceğinize dair tüm nedenlerin de bir listesini yazın.

    Bu çalışmanızdaki anahtar, “olabilirlik” kelimesidir.

    Başarısız olmanızın olası nedenlerinin listesi hemen aklınıza gelecektir çünkü bu zaten kendinizi içine soktuğunuz bir zihniyettir — ki şu anda bu yazıyı bu yüzden okuyorsunuz.

    Ama ‘neden başarılı olabileceğinizin’ nedenlerinin listesi üzerinde çalışmak için kendinize biraz daha zaman tanıyın.

    Ve bu liste, başarısızlık nedenleri listesinden daha uzun olana kadar durmayın!

    Oranların ve olasılıkların aslında size karşı olmadığını, bilakis sizin lehinize olduğunu fark edeceksiniz.

    Evet, başarılı bir yazar olmak kolay değil, hatta zor demeliyim… ama şunu unutmayın: İnsanlar bunu her zaman yapıyor. Neden siz de o insanlardan biri olmayasınız? Peki, gerçekten, neden olamıyorsunuz ya da şimdiye kadar olmadınız biraz düşünelim mi?

    Evet, yazmaya ayıracak zamanınız ve enerjiniz sınırlı… ama yazması iki yıl süren bir kitabın da, bir yıl süren bir kitap kadar başarılı olma şansı var mı? Hah, tabii ki var!

    Evet, yapmak zorunda olduğunuz günlük işiniz, her gün blog yazmanıza engel olabilir. Ama bu işten öğrendikleriniz, deneyimleriniz ve aldığınız dersler, her gün bilgisayar başında oturarak oluşturacağınız blog yazılarından daha değerli yazılar için birer kaynak olamaz mı? Elbette olabilir!

    Başarısız olmanız için var olan her bir nedene karşılık, aslında başarılı olmanız için de bir neden vardır. Buna inanın. Sadece onları aramanız gerekiyor.

    Yazmak belirsizliktir.

    Yazmanın temelinde belirsizlik vardır.

    Ne kadar anahatları çizerseniz çizin, boş bir sayfaya bakarken asla tam olarak ne yazacağınızı ya da nasıl yazacağınızı bilemezsiniz.

    Güçlü bir giriş yazdığınızda, okurun ‘bundan sonra ne söyleyeceğinizi’ öğrenmek istemesine neden olacak kadar belirsizlik, yani merak uyandırmış olursunuz.

    Belirsizlik gerilimi tetikler. Gerilim drama yaratır. Drama ilgi ve heyecan doğurur. İlgi ve heyecan da başarıyı getirir. 

    İlginizi çekebilir: Metin Yazarlığı Eğitimi Almaya Değer mi? 4 Gösterge

    Başarılı bir yazar olmak sizin için garanti edilseydi, yazar olmak istemeyebilirdiniz.

    Siz de kısmen belirsiz bir yol seçtiniz çünkü onunla birlikte gelen gerilim, drama ve heyecan size daha çekici geliyor.

    Garantici olsaydınız belki de tıp okur ve okulu bitirip doktor olurdunuz. Ya da eğitim fakültesini bitirir ve öğretmen olmak için atama beklerdiniz.

    Ama bir sebepten dolayı daha belirsiz olanı tercih ettiniz.

    Öyleyse bunun tadını çıkarın.

    Başarılı bir yazar olmak için gerekenlere sahipsiniz.

    Söyleyecek bir şeyiniz var… henüz onu anlatacak kelimeleri bulmamış olsanız bile.

    Duyulması gereken bir sesiniz var… şu anda kimse dinlemiyor olsa bile.

    Yazmak için zamanınız ve kaynağınız var… deftere günde sadece bir paragraf karalamış olsanız bile.

    Yeterince iyi olduğunda yazınızı başka biriyle paylaşabilecek bir kişi bile tanıyorsanız… başarılı bir yazar olmak için yeterli bağlantınız var demektir.

    Yeterince fikriniz var… ve bunlara özen gösterirseniz, her gün daha yeni fikirleriniz de olacak demektir.

    Bu makaleyi okuyacak kadar zamanınız var… bu da kendiniz için de bir tane yazacak kadar zamanınız var demektir.

    O halde… Merak etmeniz gereken şey ‘başarılı olup olamayacağınız’ değil…

    Gerçekten bilmek isteyeceğiniz şey, NE ZAMAN başaracağınızdır.

    Sizin başarılı bir yazar olacağınızı garanti etsem, ama 100. yazınızı yazmadan bunun olmayacağını söylesem, ne hissederdiniz?

    Yine de yazar olmak ister miydiniz?

    Bu şüphenin ortadan kalkması size enerji mi verirdi yoksa tutkunuzu mu söndürürdü?

    Bir yazar olarak yeteneğiniz konusunda hissettiğiniz güvensizliğin kaynağı sadece başarılı olmak için gerekenlere sahip olup olmadığınızla ilgili değildir; aynı zamanda bunu yapmanın ne kadar süreceğini bilmemekle de ilgilidir.

    Söyleyin bana; 5 yıl sürecek olsaydı, çabalamaya değer miydi? Peki, 10 yıla ne dersiniz?

    20 yıl süreceğini bilseydiniz, yine de yapmak ister miydiniz?

    Bir yazar olarak başarının belirsizliği ile baş etmek zor olabilir, lakin öyle ümitsizliğe kapılmaya gerek yok zira bu belirsizliğin tam tersine bir yönü de var.

    “Neymiş o?” diye merakla soranları duyabiliyorum.

    Cevap: Başarının ‘her an gelebileceği’ tabii ki.

    Size burada 5, 10 veya 20 yıllık örnekler verdim diye o kadar beklemek zorunda kalacağınızı düşünmediniz, öyle değil mi?

    Başarı ve kazanç gayrete tabidir. Ve başarının en güzel yanı “her an” ortaya çıkabilme özelliğidir. 

    Bundan 10 yıl sonra da gelebilir… sizi hemen karşınızdaki ilk sokağın köşesinde de bekliyor olabilir.

    Bunu öğrenmenin ise tek yolu var:

    Yazmak.

  • Bir Freelance Uzman ile Çalışırken Yapılan 1 Numaralı Hata

    Bir Freelance Uzman ile Çalışırken Yapılan 1 Numaralı Hata

    Güzel bir yorum

    Bugün okuduğum İngilizce bir blog yazısının altında yapılmış hoş bir yorum gördüm. Yorumu yazanın üslubunu pek bir beğendim ve biraz da üzerine düşününce aklıma freelance uzmanlıkla ilgili bir şey getirdi. Yorumun Türkçesi aşağı yukarı şöyle, tabii biraz da benim dokunuşlarımla:

    “Nerede görürsem göreyim, içinde zanaatkarlık bulduğum her şeyi seviyorum. İster bir gitar, ister bir sandalye, bir araba, bir parça müzik ya da bir fincan kahve olsun.. o şeyin ortaya çıkarılması sürecine yapılan vicdani ve hakkaniyetli yatırım bile kendi başına bir zevktir, üreten için.. Ama aynı zamanda size çoğunlukla zarif, güzel, takdire şayan ve tadı çıkarılabilir bir sonuç sunar.”

    Çok güzel söylemiş. Çünkü bu insanlar o işleri büyük bir itinayla ve özel bir ilgiyle yaparlar. Genellikle üretimdeki süreçten keyif alırlar. Bu da o ‘takdire şayan’ dediğimiz sonuçların ortaya çıkmasındaki en önemli etkendir. 

    freelance uzmanlar zanaatkar ve sanatkar gibidir

    Bunu her işte böyle değerlendirmek lazım. Yani bu yaklaşımı işimize uyarlayabileceğimizi düşündüm. Şöyle bir düşüncem var: 

    Eğer bir işe ihtiyacımız varsa… ve bu iş için birinden hizmet alacaksak… herhangi bir freelance uzman; logo tasarımcısı, fotoğrafçı, web tasarımcı, metin yazarı, içerik üreticisi.. Her neyse, adını siz koyun! 

    …O kişinin o işten zevk almasını sağlayabiliriz… bizim için yapacağı o işten. Neticede yapılacak olan iş aslında bizim işimiz. Bizim için o işi üretecek olan kişiyi ne kadar boğarsak, işine ne kadar karışır, müdahale edersek o kadar sıkıntı içinde çalışacağı malum.

    Haliyle istemeden çalışacak ya da sırf para için o işi yapacak. İsteksiz yapılan işten sakatlık doğarmış. : )

    Keyif alarak yapılan bir iş ile isteksizce yapılan bir işin sonuçları aynı olabilir mi sizce?

    Eğer biz onun uzmanlığına güvenip de bir şekilde ona gelmişsek, işimizi bu insana yaptıracaksak.. bırakalım da ‘sanatından’ zevk alsın.. Bu iş de onun kendi sanatı değil mi? 

    Öyleyse yaptığı işten zevk alsın.. onu bizim için bir sanata dönüştürsün.

    Ben hizmet alırken de, hizmet sunarken de böyle bakıyorum olaya.

    Soru: Bir freelance uzman ile çalışırken tavrımız sonucu belirler mi? Cevap: Hem de nasıl!

    freelance uzman ile çalışırken dikkat edilmesi gereken şey nedir

    İş yaptırırken, zannediyorum bilinçaltımızdaki “olabilecek en iyi sonucu alayım, bu işi bu insana en iyi şekliyle yaptırayım, maksimum çıktıyı elde edeyim” gibi düşüncelerle büyük bir yanılgıya kapılıyoruz ve çok fazla müdahil olabiliyoruz.

    Bu ise iki sonuç doğuruyor. 

    1. İşi yaptıracağımız uzmanın yaratıcılığını ve üretkenliğini baltalıyoruz. Ve kendi alacağımız çıktıya zarar veriyoruz. Sonra da çıkan sonuçlardan memnun olmayınca karşı tarafı suçluyoruz. Evet, insanların genelde yaptığı şey bu. Kabahat asla onlarda değildir.

    2. Belki de uzun süre çalışabileceğimiz ve bize harika sonuçlar üretebilecek bir uzmanı kaybediyoruz.

    Halbuki bıraksak, o aslında bu işte uzman. Tabii eğer ‘uzmansa’ diyorum; değilse zaten bu söylediklerim bu resim için geçerli değil. İşinde ehil olmayan biriyle çalışırken bu müdahale ilişkisinde zaten her iki taraf da kayıptadır.

    Ben güvenilir birine gittiğinizi varsayarak konuşuyorum.

    Ve güvenilir olduğu için, uzman olduğu için hizmet almaya gittiğiniz bu kişi, hizmet verdiği alanla ilgili eğitimler aldı. Belki okuluna gitti. Stajlar yaptı, çırak oldu, usta oldu. Muhtemelen yüzlerce deneme – yanılmalar yaptı, insanların nelerden hoşlandığı ile ilgili araştırmalar yaptı, makaleler okudu.. Hâsılı uzun yıllara dayanan bir tecrübesi var.

    Freelance uzmanla / ajansla nasıl çalışmalı?

    freelance uzman ile nasıl çalışmalı

    Biz ona isteklerimizi olabildiğince açık bir şekilde aktaralım. Sevdiğimiz rengi, dokuyu, vermek istediğimiz duyguyu vs. güzelce anlatalım yeter.

    Gerisini uzman arkadaşımız halledecek, o zaten bunun en iyi halini ortaya çıkarmak için tüm enerjisini verecektir.

    Hatta size kendimden şöyle bir örnek vereyim.

    Bazen müşterilerim bana gelirler ve derler ki “Yahya hocam, uzman sensin, biz istediğimiz şeyleri yazamadığımız için zaten sana geldik. Sen nasıl biliyorsan öyle yap, en güzelini yapacağından şüphemiz yok..” 

    İtiraf edeyim ki bunu duyunca biraz gururum da okşanıyor tabii. İster istemez o insanlara bu söylediklerinin karşılığını vermek için, böylesi bir güveni -ki çok tatlı bir şey- boşa çıkarmamak için daha da gayrete geliyor, daha motive çalışıyorsun.

    Daha iyi hizmet almanın yolu

    İlişkiyi iyi yönetin, olumlama yapın, motive edin, karlı çıkın.

    Hepimiz insanız, nefis taşıyoruz, duygularımız var. Çalışanınız ya da freelance hizmet aldığınız kişinin de duyguları var. 

    Bu duygulardan yararlanın! Hemen hemen her işte insan ilişkilerini yürütüyoruz sonuçta. Onların duygularına hitap edin. Siz de kendi işinizde uzmansınız; deneyiminizi konuşturun, aklınızı kullanın ve en iyi sonucu almak için işi verdiğiniz kişiye kendisini harika hissettirin.

    Ve bırakın sizin için yapabileceğinin en iyisini yapsın, bunu yapmak için gayretlensin en azından. Emin olun sonuçta kazançlı çıkan siz olacaksınız. 

    Hem sizi seven, size sadık ve bundan sonra da size hizmet vermekten zevk duyacak olan bir ‘outsource’ hizmet kaynağınız olmuş olur, hem de bu insandan daima en iyi sonuçları alacağınızı bilirsiniz. 

    Hatta fiyatlarınız da daha uygun hale gelebilir. Neden mi? 

    Düşünün. 

    Sizce insan ‘haz etmediği’ biriyle çalışmak ister mi? Çalışmak istemezse ne yapar? 

    freelancerlar ile çalışırken dikkat etmeniz gereken şey nedir

    Evet doğru tahmin ediyorsunuz, fiyatlarını yükseltir. Üstelik arkadaşlarına da söyler, deneyimini anlatır. Bu anlatımı sizce olumlu mu olacak yoksa olumsuz mu?

    Olumsuzdan da beter mi yoksa? Her yerde sizden şikayet etme olasılığı vardır. Piyasada istenmeyen işverenlerden biri oluverirsiniz. İstenmeyen adam olmak mı? Of, bu çok kötü.. 

    Evet, “bırakalım bizim için yapabileceğinin en iyisini yapsın” dedik. Çıkan sonuçla ilgili bize hikayesini anlatmasına izin verelim.

    Elbette teslim edilen işin beğenmediğimiz ya da yeterince tatmin olamadığımız tarafları olabilir. Bu doğal, işin akışında var. 

    Bunlarla ilgili fikirlerimizi beyan ederiz; “burası tam istediğimiz gibi olmamış, şu ifade ya da şu görsel bizi pek yansıtmıyor” gibi yorumlarımızı yaparız. 

    Gerekli dokunuşlar yapılır ve bir ya da birkaç revize ile iş biter.

    Neden bu kadar müdahale oluyor?

    Online iş yaptırırken sanki biraz ego ve kompleksler devreye giriyor.

    “Sana bu işi yaptırıyorum ama ben bu işi biliyorum. Zamanım yok diye senden alıyorum ama sen benden daha iyi değilsin. Bu benim işim, benim logom, benim sitem…”

    Fazla ego zararlıdır dostlar; biraz çevremize, daha çok da bize zarar verir.

    Ayrıca başta da söylediğim gibi “çok karışırsam daha iyi sonuç alırım” gibi yanlış bir düşünce var.

    Oysa şöyle düşünmek lazım. 

    freelance hizmet alırken daha verimli sonuç elde etmek

    Siz hiç çamurdan güzel eserler yapan seramik ustasının işine karışabilir misiniz? Karışamazsınız. 

    Uçağını uçuran pilota gidip müdahale edebilir misiniz? Tabii ki edemezsiniz. 

    Edebilseydiniz de bu sizin varacağınız yere daha erken varmanızı veya daha güvenli uçmanızı sağlar mıydı? Cevap aşikar.

    Ama nedense online işler yapan arkadaşlarımıza çok fazla karışılıyor. Bu da aslında yine size zarar veriyor ve iyi sonuçları almanıza engel oluyor.

    Bu konuda daha geniş bir perspektiften bakarak düşünmek, değerlendirmek lazım.

    Unutmayın, sadece müşterilerden para kazanmazsınız. Hizmet alırken de kazanırsınız. Hatta ticarette en önemli düsturlardan biridir; “akıllı iş insanı, satarken değil alırken kazanır”.

    Öyleyse müşterilerinize “arım balım peteğim” muhabbeti yaparken, hizmet aldığınız insanlara ‘höt höt’ yapamazsınız, yapmamalısınız. Akıllı ve deneyimli iş insanları da bunu yapmıyorlar zaten. 

    Ben sizin de yeterince akıllı iş insanları olduğunuzu ve bundan sonra hizmet alırken daha geniş düşüneceğinizi, bu konudaki yaklaşımınızı yeniden değerlendireceğinizi düşünüyorum.

    Siz ne düşünüyorsunuz? Kıymetli fikirlerinizi duymak isterim, yorumlarda tartışalım, sohbet edelim.


    İlginizi çekebilir: Dijital Pazarlama Nedir Dijital Pazarlama Uzmanı Ne İş Yapar, Ne İşinize Yarar

  • Soğuk E-Posta Nedir? Kurumsal Mail Yazarken Dikkat Etmeniz Gereken 7 Nokta

    Soğuk E-Posta Nedir? Kurumsal Mail Yazarken Dikkat Etmeniz Gereken 7 Nokta

    Soğuk eposta (cold email) nedir – Son güncelleme: 14.09.2025

    Soğuk e-posta (cold email) öyle sıradan bir pazarlama tekniği değil; sermayesi sıfır olan birinin bile kendi işini kurmasını sağlayan en keskin bıçak.

    “İş kurmak için sermaye lazım” masalına hâlâ inanıyorsan, yanılıyorsun.
    Bugün cebinde tek kuruşun olmasa bile bir e-posta ile müşterini bulabilir, satışını yapabilir, işini sıfırdan inşa edebilirsin.

    Buna soğuk e-posta (ya da dünyaca bilinen adıyla cold email) deniyor.
    Ve evet, kulağa biraz eski moda geliyor olabilir ama ben sana söyleyeyim: Hâlâ dijital çağın en işe yarayan satış silahlarından biri.

    13 yıllık metin yazarlığı kariyerimde dünyanın dört bir yanında dev markalara çalıştım. Onca pazarlama trendi gelip geçti, algoritmalar değişti, sosyal medya platformları doğdu ve battı… Ama soğuk e-posta hâlâ dimdik ayakta. Çünkü işin özü çok basit: İnsan insana satış. Ve bu iş e-postayla hâlâ kusursuz çalışıyor.

    Burada sana teoriden değil, bizzat denediğim, bana iş getirmiş, müşterilerime para kazandırmış yöntemlerden bahsedeceğim.
    Hazır ol. Çünkü bu yazı sadece “soğuk e-posta nedir?” diye soran meraklı gözlere değil, sıfırdan iş kurup hayatını değiştirmek isteyen cesur gençlere hitaben de yazıldı.

    Evet, İngilizcede cold calling ve cold emailing diye tabir edilen pazarlama eylemleri vardır. Çevirileri soğuk arama ve soğuk e-posta şeklindedir. Ancak anlamı daha önce hiç ilişki kurmadığınız ama potansiyel alıcı olarak gördüğünüz birilerine, sizden herhangi bir talepleri olmadığı halde satış veya tanıtım amacıyla ulaşmaktır. Tahmin ettiğin gibi ‘telefon’ veya ‘e-posta’ yoluyla.

    Soğuk e-posta nedir?

    Soğuk e-posta, iş ilişkilerini başlatmanın ve sürdürmenin bir yoludur.

    Fiziksel hayatta, yani sanal olmayan dünyada iş ilişkilerinin nasıl geliştiğini düşünelim. Genellikle her şey bir konuşma ile başlar. Sonra bu ilişki geliştirilir ve karşılıklı güvene dayalı bir alışverişe dönüşür. Soğuk e-posta da benzer şekilde çalışır.

    Soğuk arama veya soğuk e-postalar bir anlamda tek atımlık kurşun gibidir. Ya tutturur ya da ıskalarsın. Potansiyel müşterinin ilgisini çekmeyi başarmak zorundasındır.

    Ben bir sürü soğuk e-posta aldım. Bir sürü soğuk e-posta da gönderdim. Aşağıda, aldığım ve gönderdiğim kötü e-postalardan elde ettiğim birkaç dersi bulacaksın.

    İlgini Çekebilir: Satış Sayfası Yazmak: 10 Adımda İkna Formülü (Örneklerle)

    Cold emailing neden hâlâ en güçlü silah?

    Geleneksel Yolların Ölümü

    Telefonla soğuk aramalar? Kimse açmıyor.
    Kartvizit dağıtmak? İnsanlar çöpe atıyor.
    Fuarlar, konferanslar, yüz yüze ağ kurma? Pandemiyle beraber tarihe gömüldü, üstelik maliyetli ve verimsiz.

    Dünya değişti. İnsanlar kapılarını, telefonlarını, zamanlarını daha sıkı koruyor. Ama e-posta hâlâ herkese ulaşabileceğin tek demokratik kanal.

    Neden Sosyal Medya Değil de E-Posta?

    Sosyal medyada algoritma senin patronun.
    Bugün içeriklerin milyonlara ulaşır, yarın kimse görmez.
    Takipçi sayın, erişimin, beğenilerin… Hepsi başkalarının inisiyatifinde.

    Ama e-posta öyle değil. Bir soğuk e-posta gönderdiğinde, mesajın doğrudan alıcının gelen kutusuna düşer. Arada aracı yok. Algoritma yok. Sansür yok.

    Başarı Oranını Yüzde Kaç Katlayabilirsin?

    İyi yazılmış bir cold email’in açılma oranı %40’lara kadar çıkabiliyor.
    Sektöre, liste kalitesine ve kişiselleştirmeye göre geniş bir oynama var; bazı benchmark’lar en iyi serilerde %60+ açılma gösterirken, genel ortalamalar çoğu raporda genelde %20–30 aralığında seyrediyor.
    Yanıt oranı doğru hedefleme ile %10’u bulabiliyor.
    Yanıt oranları da büyük ölçüde hedefleme ve takip dizisine bağlı; tipik ortalamalar %3–8 civarı iken, iyi segmentlenmiş ve takip edilen kampanyalarda %8–15+ görmek mümkün.
    Bu ne demek biliyor musun? 100 kişiye e-posta attığında 10 tanesi sana geri dönebilir. Bu oranı sosyal medyada bedava almayı hayal bile edemezsin.

    Ve işin güzelliği şu: Bunu öğrenen bir girişimci reklam bütçesi olmadan ilk satışlarını yapabilir. Benim gibi. Benim öğrencilerim gibi. Senin gibi.

    Müşteri Bulma Rotası: Sıfırdan Zirveye Soğuk E-Posta Stratejisi

    Adım 1: Hedef Kitle Avı – Kimlere Ulaşmalısın?

    Önüne gelen herkese soğuk e-posta atmak, şehrin ortasında bağırıp kartvizit fırlatmaktan farksız.
    Senin ürünün veya hizmetin herkese uygun değil.
    O yüzden önce “ideal müşteri profili”ni netleştir:

    • Kime çözüm sunuyorsun?
    • Hangi sektörde?
    • Hangi problemlerini çözüyor?

    Ne kadar spesifik olursan, e-postaların o kadar etkili olur.

    İlgini Çekebilir: Freelance İşte Müşteri Seçme ve Verimlilik

    Adım 2: Çelik Zırhlı Liste Oluşturma – E-Posta Adresleri Nasıl Bulunur?

    Burada iş biraz dedektiflik. LinkedIn, sektör dernekleri, niş forumlar, hatta şirketlerin “iletişim” sayfaları… Doğru kaynaklardan adres toplamalısın.
    Ama sakın satın alınmış spam listelerle uğraşma. Onlar çöp. Senin aradığın, az ama nokta atışı bir liste. Çünkü 10 doğru kişiye atacağın mail, 1000 yanlış kişiye atmaktan daha kârlıdır.

    Adım 3: E-Posta Konu Satırı Hokkabazlığı – O Postayı Açtırmak Zorundasın

    Konu satırı, e-postanın kapısıdır. Açılmazsa içeriğin çöpe gider.
    Burada kilit nokta: Merak uyandır, kişiselleştir, ama ucuz numaralara düşme.
    Örnek:

    • “Size bir sorum var…”
    • “X şirketindeki çalışmalarınızı inceledim ve…”

    Sana samimi bir şey söyleyeyim: Benim en çok dönüş aldığım konu satırları, en basit ve insani olanlarıydı.

    Adım 4: Gövde Yazımı ve 1 Kural: Hikaye Anlat, Satış Yapma

    Kimse gelen kutusunda agresif satıcı görmek istemez.
    Bunun yerine hikaye anlat: Neden yazıyorsun, ne fark ettin, nasıl bir değer katabilirsin?
    “Biz şöyleyiz, böyleyiz” diye şirket broşürü göndermeyi bırak. Karşındaki insana, onun hayatını nasıl kolaylaştırabileceğini göster.

    Adım 5: Gerekirse Tek Atımlık Kurşun: Follow-Up Stratejisi

    Bir mail attın, cevap gelmedi diye üzülme. İnsanların %80’i ilk mailini okumaz bile.
    İkinci bir deneme yap. Hatta üçüncü.
    Çünkü takip mailleri kritik — benchmark’lar follow-up’ların toplam yanıtların büyük bölümünü sağladığını gösteriyor; bazı çalışmalarda yanıtların %50–70’i takiplerden geldiği raporlanıyor.
    Ama her seferinde aynı kopyayı değil, farklı açıdan yaklaş.
    Burada anahtar kural: Israrcı ol, ama bayıcı olma.

    Adım 6: Örnekler ve Şablonlar (İşte Ziyaretçinin en çok aradığı yer)

    Hizmet Satışı İçin E-Posta Örneği

    Konu: Sitenizi inceledim, küçük bir önerim var

    Merhaba [İsim],

    [Şirketinizin] web sitesini inceledim. Özellikle [X özelliği] dikkatimi çekti.
    Bunu biraz daha optimize ederek dönüşümlerinizi artırabileceğinizi fark ettim.
    Eğer ilginizi çekerse, ücretsiz kısa bir analiz gönderebilirim.

    Ne dersiniz?

    Selamlar,
    [Senin İsmin]

    Ürün Tanıtımı İçin E-Posta Örneği

    Konu: [Ürün adı] ile [Problem] çözümü

    Merhaba [İsim],

    Şirketinizin [X alanda] büyüme hedefleri olduğunu gördüm.
    Tam bu noktada [Ürün adı], benzer firmalara [şu sonuçları] kazandırdı.
    İsterseniz size kısa bir demo linki gönderebilirim.

    Saygılar,
    [Senin İsmin]

    Ortaklık Teklifi İçin E-Posta Örneği

    Konu: Ortaklık fikri

    Merhaba [İsim],

    Uzun zamandır [sektör] alanında yaptığınız işleri takip ediyorum.
    Bizim [X alanda] geliştirdiğimiz çözümler, sizin projelerinizle güçlü bir sinerji oluşturabilir.
    Eğer müsaitseniz, bu hafta kısa bir görüşme planlamak isterim.

    Selamlar,
    [Senin İsmin]

    E-postanı göndermeden önce kendine sorman gereken 3 soru:

    1. Bu maili ben alsaydım, açar mıydım?
    2. İçinde bana gerçekten değer katacak bir şey var mı?
    3. Sonunda benden ne yapmam isteniyor, net mi?

    Bu üç soruya dürüst bir “evet” cevabı veremiyorsan, o e-postayı henüz göndermeye hazır değilsin.

    İlgini Çekebilir: Nasıl Metin Yazarı Olunur? (2026 Rehberi)

    Soğuk E-Postanın Karanlık Yüzü: YapMAman Gerekenler

    Her silah gibi soğuk e-posta (cold email) da yanlış kullanıldığında sana müşteri değil, spam klasöründen başka bir şey kazandırmaz.
    Gelin, en sık yapılan hataları gömelim ki sen o bataklığa hiç düşme.

    “Merhaba Bey/Hanım” Tuzağına Düşme

    Birine “Merhaba Bey” diye başlayan bir e-posta göndermek, düğüne davetiyeyi “Sayın misafir” diye yazmak gibi. Soğuk, yapay ve alakasız.
    Cold email’in en büyük gücü kişiselleştirmedir. Karşındaki insanın adını biliyorsan kullan. Bilmiyorsan da en azından şirketle, işiyle veya yaptıklarıyla ilgili net bir referans ver.

    Spama Düşüren 5 Hata

    Spam klasörü, dijital dünyanın çöplüğü. Oraya düşmek istemiyorsan şu hatalardan uzak dur:

    1. Çok fazla ünlem işareti kullanmak (“Hemen alın!!!”).
    2. Tamamen büyük harflerle yazmak (“ŞOK KAMPANYA”).
    3. Aşırı link eklemek (hele hele kısaltılmış linkler).
    4. Alakasız ekler göndermek (PDF broşür, yüksek boyutlu dosya vs.).
    5. Spam tetikleyen kelimeler (“ücretsiz $$$”, “garantili kazanç” gibi).

    Soğuk e-posta sade, net ve güvenilir görünmeli. Yoksa algoritmalar seni tek hamlede çöpe yollar.

    Abartılı ve Boş Vaatler

    “Bir gecede zengin olacaksınız.”
    “%100 garanti.”
    “Bu fırsatı kaçırırsanız hayatınız kararır.”

    Bunlar satmaz. Aksine seni ucuz bir dolandırıcı gibi gösterir.
    Cold email’de en etkili vaat, somut ve ölçülebilir olanıdır. “Müşteri dönüş oranınızı 3 ayda %20 artırabiliriz” dersin, karşındaki ciddiye alır. Çünkü kulağa gerçekçi gelir.

    Uzun Metinler ve Karmaşık Cümleler

    Kimse gelen kutusunda roman okumak istemiyor. Hele uzun, ağdalı, akademik cümlelerle yazılmış bir soğuk e-posta, en iyi ihtimalle yarıda bırakılır.
    Formül basit:

    • Kısa cümleler.
    • Basit kelimeler.
    • Hemen anlaşılır fikirler.

    Unutma, cold email yazarken amacın “etkilemek” değil, “yanıt almak.” Fazlası gereksiz yük.

    Soğuk eposta ile ilk müşterine ulaştıktan sonra ne olacak?

    İlk yanıt geldiğinde heyecanlanma, panikleme. Bu işin kritik kısmı daha yeni başlıyor. Soğuk e-posta (cold email) seni kapıya kadar getirir, ama içeri girmek için doğru adımları atmalısın.

    Satış Görüşmesine Hazırlık

    Bir müşteri “Evet, konuşalım” dediğinde sakın doğaçlama gitme.

    • Önce müşteriyi araştır: Web siteleri, sosyal medya hesapları, haberler, basın bültenleri.
    • Onların dilini öğren, kullandıkları ifadeleri not et.
    • İhtiyaçlarını netleştir.

    Senin amacın “ben ne satabilirim” değil, “onlar neye ihtiyaç duyuyor” sorusuna cevap bulmak.

    Teklifi Sunma ve Fiyatı Belirleme

    İşte çoğu girişimcinin ayağının kaydığı yer burası.
    İlk müşterine fiyat verirken ucuzcu rolüne girme. Kendini ucuza satarsan, tüm geleceğini yakarsın.

    • Fiyatını değer üzerinden belirle: “Bu hizmet size X kazandıracak, benim fiyatım Y.”
    • Pazarlık ihtimaline hazırlıklı ol, ama kendi alt sınırını bil.
    • Net, basit ve anlaşılır bir teklif sun. Karşındaki “acaba içinde ne var, ne yok” diye düşünmesin.

    Unutma: İlk müşterin sana sadece para kazandırmaz. Aynı zamanda özgüvenini, portföyünü ve referanslarını inşa eder.

    Sonuç: Dolarla para kazanmak artık bir e-posta kadar yakın

    Gördüğün gibi, soğuk e-posta (cold email) sadece bir satış tekniği değil. Bu, kendi işini sıfırdan kurmak isteyen herkesin elindeki en hızlı, en ucuz ve en etkili araç.
    Bir klavyen, bir internet bağlantın ve biraz cesaretin varsa, dolar kazanmaya bir e-posta uzaklıktasın.

    Ama mesele sadece “nasıl yazılır” kısmı değil. Mesele bir hayat felsefesi.
    Kendi yolunu çizmek, başkasının masasında değil kendi masanda oturmak, zamanını ve gelirini senin kontrol etmen… İşte Tek Kişilik İş Hayatın tam da bunun için var.

    Ben sana burada taktikleri anlattım. Ama bu sadece başlangıç. Eğer gerçekten daha az çalışıp daha çok kazanmak, hayatını dolu dolu yaşarken kendi işini kurmak istiyorsan, sana çok daha fazlasını gösterebilirim.

    → Mail listeme katıl: Her hafta sana özel pratik taktikler, örnekler ve rehberler göndereceğim.
    → İlk ücretsiz e-kitabını indir: Kaydolduğun anda seni bekliyor.
    → Ve eğer gerçekten sahaya inmeye hazırsan, Tek Kişilik İş Hayatın eğitimine göz at. Bu yolculukta ihtiyacın olan her şeyi içinde bulacaksın.

    Çünkü belki de seni bekleyen en iyi iş fırsatı, şu anda yazacağın tek bir e-postanın diğer ucunda.

  • Metin Yazarlığı Eğitimi Almaya Değer mi? 4 Gösterge

    Metin Yazarlığı Eğitimi Almaya Değer mi? 4 Gösterge

    Metin yazarlığı eğitimi gerçekten yatırım yapmaya değer bir eğitim mi? Bir metin yazarlığı eğitimi yeni başlayanlar için gerçekten gerekli mi? Metin yazarlığı için eğitim almaya değer mi? Bugün harika sorular cevaplıyoruz. Buyurun, hiç vakit kaybetmeden hemen başlayalım.

    Metin Yazarlığı Eğitimi: Yazıyla Para Kazanmanın ve Kariyerinizi Yükseltmenin Sırrı

    Sihirli bir gücünüz olduğunu düşünün:

    Sözcüklerin gücüyle insanları etkileyebiliyorsunuz. Ürünleri satabiliyor, markaları büyütebiliyor, hatta dünyayı değiştirebiliyorsunuz. Tek ihtiyacınız olan şey doğru bilgi ve biraz pratik. Peki, bu sihirli gücü nasıl elde edebilirsiniz?

    Cevap basit: Etkili bir metin yazarlığı eğitimi ile.

    Günümüzde dijital dünyada içerik kraldır. Web siteleri, bloglar, sosyal medya platformları, e-postalar… Hepsi ilgi çekici ve ikna edici metinlere ihtiyaç duyuyor. İşte buraları hep metin yazarlığı hallediyor.

    Eğer siz de kelimelerin gücünü kullanarak kariyerinizi yükseltmek, freelance çalışarak özgürlüğe kavuşmak veya kendi işinizi kurmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz.

    Bugün bu yazıda metin yazarlığı eğitiminin size nasıl bir rekabet avantajı sağlayacağını, iyi bir eğitimin olmazsa olmaz özelliklerini ve başarılı bir metin yazarı olma yolunda atmanız gereken adımları derinlemesine inceleyeceğiz. Üstelik metin yazarlığı eğitimi seçerken nelere dikkat etmeniz gerektiği konusunda size özel ipuçları da vereceğiz.

    Hazırsanız sözcüklerin büyülü dünyasına adım atalım ve metin yazarlığı eğitiminin kapılarını aralayalım!

     

    Metin Yazarlığı Eğitimi Almanın Faydaları: Neden Yazma Becerilerinizi Geliştirmelisiniz?

    Metin yazarlığı eğitimi almak sadece güzel yazmayı öğrenmekten çok daha fazlasını ifade eder. Sıkı bir eğitim size yeni kapılar açabilecek, kariyerinizi yukarı doğru ateşleyecek ve hayatınıza değer katabilecek bir yatırımdır.

    İşte metin yazarlığı eğitiminin size sağlayacağı bazı önemli faydalar:

    Kariyer Fırsatlarını Genişletirsiniz

    • Daha İyi İş İmkanları: Günümüzde hemen her sektörde yetenekli metin yazarlarına ihtiyaç duyuluyor. Etkili bir metin yazarlığı eğitimi CV’nizi güçlendirecek ve işverenlerin dikkatini çekmenizi sağlayacaktır.
    • Freelance Çalışma Özgürlüğü: Metin yazarlığı istediğiniz yerden çalışabilme özgürlüğü sunan bir meslek. Eğitim alarak freelance metin yazarı olabilir, kendi çalışma saatlerinizi belirleyebilir ve gelir potansiyelinizi artırabilirsiniz.
    • Kendi İşinizi Kurma İmkanı: Metin yazarlığı becerilerinizi kullanarak kendi içerik ajansınızı veya dijital pazarlama şirketinizi kurabilirsiniz. Metin yazarlığı eğitimi girişimcilik yolculuğunuzda size rehberlik edecektir.

    Kişisel ve Profesyonel Gelişiminizi Desteklersiniz

    • Etkili İletişim: Metin yazarlığı eğitimi düşüncelerinizi net ve öz bir şekilde ifade etme becerinizi geliştirir. Bu da hem iş hayatınızda hem de özel yaşamınızda daha etkili iletişim kurmanızı sağlar.
    • İkna Kabiliyeti: İkna edici metinler yazmayı öğrenerek insanları fikirlerinize ikna etme ve harekete geçirme konusunda ustalaşırsınız. Bu beceri kariyerinizin her alanında size fayda sağlayacaktır.
    • Yaratıcılığı Geliştirin: Metin yazarlığı yaratıcılığınızı besleyen ve yeni fikirler üretmenizi sağlayan bir süreçtir. Eğitim sayesinde düşünce kalıplarınızın dışına çıkabilir ve daha özgün içerikler üretebilirsiniz.

    Zaman ve Para Tasarrufu Sağlarsınız

    • Hızlı Öğrenme İmkanı: İyi bir metin yazarlığı eğitimi, temelden ileri seviyeye kadar tüm konuları kapsamlı bir şekilde ele alır. Bu sayede kendi başınıza öğrenmek için harcayacağınız zamanı kısaltır ve daha hızlı yol kat etmenizi sağlar.
    • Doğru Kaynaklara Ulaşım: Eğitim süresince alanında uzman eğitmenlerden ve değerli kaynaklardan faydalanırsınız. Bu da doğru bilgiye ulaşmak için zaman ve enerji harcamanızı önler.

    Değerli Bağlantılar Kurarsınız

    • Network Oluşturma: Metin yazarlığı eğitimleri aynı alanda çalışan diğer profesyonellerle tanışma ve değerli bağlantılar kurma fırsatı sunar. Bu network kariyerinizde ilerlemeniz ve yeni iş fırsatları yakalamanız için size destek olabilir.
    • Mentorluk Desteği: Bazı eğitimler deneyimli metin yazarlarından mentorluk desteği alma imkanı sunar. Bir mentorun rehberliği gelişiminizi hızlandırabilir ve kariyer hedeflerinize ulaşmanızı kolaylaştırabilir.

    İyi Bir Metin Yazarlığı Eğitiminde Olması Gereken 4 Temel Unsur: Yapay Zekâ Çağında Gerçek Değeri Bulmak

    metin yazarlığı bire bir danışmanlık eğitim ve koçluk

    Haklısınız, yeni neslin “Zaten her şeyi yapay zekâya yazdırabiliyoruz, metin yazarlığına ne gerek var?” gibi bir bakış açısı olabilir. Ancak gerçek şu ki yapay zekâ henüz insan dokunuşunun yerini alabilecek kadar gelişmiş değil. İşte tam da bu noktada, iyi bir metin yazarlığı eğitiminin önemi daha da artıyor.

    Eğer sadece bilgiyi aktarmaktan öteye geçen, duygulara hitap eden, ikna eden ve harekete geçiren metinler yazmak istiyorsanız, yapay zekâ size yeterli olmayacaktır. Şu an, Kasım 2024 itibariyle hala yeterli olamıyor. Hatta her yer yapay zeka ile üretilmiş içeriklerle dolmaya başladığı için insanlar “insan elinden ve zihninden çıkmış içerikler” görmek talebiyle bana geliyorlar. Gerçek bir etki bırakmak için insan zekasına, yaratıcılığına ve empatisine ihtiyacınız var.

    Unutmayın, metin yazarlığı sadece kelimeleri bir araya getirmek değildir. Hedef kitlenizi anlamak, onların ihtiyaçlarına cevap vermek ve onlarla duygusal bir bağ kurmak gerekir. Yapay zekâ bu incelikleri henüz tam olarak kavrayabilmiş değil.

    Peki, yapay zekâ çağında öne çıkan ve size gerçek bir değer katacak bir metin yazarlığı eğitimi nasıl olmalı? İşte dikkat etmeniz gereken 4 temel unsur:

    1. “Taktikler ve Şablonlar”dan Daha Fazlasını Sunmalı

    Yapay zekâ size hazır şablonlar ve taktikler sunabilir. Ancak unutmayın, bu şablonlar herkes tarafından kullanılabilir. Sizi rakiplerinizden ayıran şey özgün ve kreatif (yaratıcı) metinler yazma becerinizdir.

    İyi bir metin yazarlığı eğitimi size sadece şablonları doldurmayı değil, metin yazarlığının temellerini öğretmeli. Psikoloji, ikna etme, etki bırakma gibi konularda derinlemesine bilgi edinmenizi sağlamalı. Hedef kitlenizi analiz etmeyi, onların duygularına hitap etmeyi ve onlarla gerçek bir bağ kurmayı öğretmeli.

    2. Sadece “Öğrenmekten” Daha Fazlasını İçermeli

    “Öğrenmek” ve “uygulamak” arasında büyük bir fark vardır. Yapay zekâ size bilgiyi sunabilir, ancak bu bilgiyi pratiğe dökmek size kalmıştır.

    İyi bir metin yazarlığı eğitimi size sadece teorik bilgi vermekle kalmaz, bir yandan pratik yapma imkanı da sunar. Gerçek projeler üzerinde çalışarak, geri bildirim alarak ve hatalarınızdan ders çıkararak gelişirsiniz.

    3. “Topluluk” Gücüyle Desteklemeli

    Metin yazarlığı yalnız başına yapılan bir iş gibi görünebilir. Ama gerçekte başarılı metin yazarlarının arkasında güçlü bir topluluk vardır.

    İyi bir metin yazarlığı eğitimi sizi aynı alanda çalışan diğer amatörlerle ve hatta profesyonellerle bir araya getirir. Deneyimlerinizi paylaşabilir, birbirinize destek olabilir ve birlikte gelişebilirsiniz. Bu topluluk motivasyonunuzu yüksek tutmanıza ve kariyerinizde ilerlemenize yardımcı olur.

    4. Bir Mentora / Danışmana Erişme İmkanı Sağlamalı

    Herkesin bir mentora ihtiyacı vardır. Özellikle de metin yazarlığı gibi sürekli gelişen ve değişen bir alanda.

    İyi bir metin yazarlığı eğitimi size deneyimli bir metin yazarından mentorluk desteği alma imkanı sunar. Sorularınızı sorabilir, öneriler alabilir ve kariyer yolculuğunuzda rehberlik alabilirsiniz. Bir mentor sizi motive edebilir, potansiyelinizi ortaya çıkarmanıza ve başarıya ulaşmanıza yardımcı olabilir.

    2025’te Nasıl Metin Yazarı Olunur: Başarıya Giden 5 Adım

    Doğru Metin Yazarlığı Eğitimini Seçmek: Kritik Karar

    Metin yazarlığı eğitimi almak önemli bir yatırım. Bu yatırımı yapmadan önce dikkatlice düşünmek ve doğru seçimi yapmak gerekir. Aksi takdirde hem zamanınızı hem de paranızı boşa harcayabilirsiniz.

    İşte ideal metin yazarlığı eğitimini bulmanıza yardımcı olacak bazı önemli noktalar:

    1. Eğitmenin Deneyimi ve Uzmanlığı

    Eğitimi verecek kişinin alanında uzman ve deneyimli olması çok önemli. Eğitmenin hem teorik bilgiye sahip olması hem de bu bilgiyi pratikte uygulayabilmiş olması gerekir.

    Araştırın. Eğitmenin geçmiş projelerine, başarılarına ve öğrenci yorumlarına göz atın. Güvenilir bir kaynaktan eğitim aldığınızdan emin olun.

    2. Eğitim İçeriğinin Kapsamı ve Güncelliği

    Metin yazarlığı sürekli gelişen bir alan. Seçeceğiniz eğitimin kapsamlı ve güncel olmasına dikkat edin. Temel bilgilerden ileri seviye tekniklere kadar geniş bir yelpazede bilgi sunmalıdır.

    Sorgulayın. Eğitim programının detaylarını inceleyin. Hangi konuların ele alındığını, hangi araçların ve kaynakların kullanıldığını öğrenin. Güncel trendlere ve en yeni tekniklere yer verilip verilmediğinden emin olun.

    3. Fiyatlandırma ve Ödeme Koşulları

    Bütçenizi belirleyin. Farklı eğitimlerin fiyatlarını karşılaştırın. En pahalı eğitimin her zaman en iyi eğitim olmadığını unutmayın. Fiyat-performans dengesine dikkat edin.

    Esneklik arayın. Ödeme seçeneklerini ve taksit imkanlarını inceleyin. İhtiyaçlarınıza uygun bir ödeme planı sunan bir eğitim seçin.

    4. Esneklik ve Erişilebilirlik

    Zamanınız kısıtlı olabilir. Çalışma saatleriniz veya diğer sorumluluklarınız eğitim programına uymayabilir. Online eğitim seçeneğini değerlendirin. İstediğiniz zaman istediğiniz yerden erişebileceğiniz bir eğitim size büyük kolaylık sağlayacaktır.

    Teknolojiyi kullanın. Mobil uyumlu bir platformda eğitim almanızı tavsiye ederim. Böylece telefonunuzdan veya tabletinizden de dersleri takip edebilirsiniz.

    Yahya Karaoğulları ile Metin Yazarlığında Ustalaşın: 1’e 1 Eğitim ve Proje Koçluğu

    12 yıllık tecrübesiyle onlarca ulusal ve uluslararası markaya hizmet veren Yahya Karaoğulları, metin yazarlığı alanında gerçek bir uzman. Air Canada’dan Liberty Hotels’e, Remax’tan Eminevim’e kadar pek çok önde gelen marka ile çalışmış ve başarı hikayeleri yazmış bir isim.

    Peki, Yahya Karaoğulları’ndan eğitim almak size neler kazandıracak?

    • Kişiselleştirilmiş Eğitim: İhtiyaçlarınıza ve hedeflerinize göre özel olarak tasarlanmış bir eğitim programı ile metin yazarlığının tüm inceliklerini öğreneceksiniz.
    • Birebir Mentorluk: Yahya Karaoğulları’nın bire bir rehberliğinde gelişecek, sorularınıza cevap bulacak ve metin yazarlığı yolculuğunuzda destek alacaksınız.
    • Proje Bazlı Koçluk: Gerçek projeler üzerinde çalışarak pratik yapma imkanı bulacak, Yahya Karaoğulları’nın deneyiminden faydalanarak projelerinizi geliştirecek ve başarıya ulaşacaksınız.
    • Sektörün İçinden Bilgiler: Yahya Karaoğulları’nın 12 yıllık sektör deneyiminden edindiği değerli bilgiler ve ipuçları ile metin yazarlığı dünyasında fark yaratacaksınız.
    • Online ve Esnek Eğitim: İstediğiniz zaman, istediğiniz yerden erişebileceğiniz online eğitim programı ile kendi hızınızda öğrenecek ve zamanınızı etkili bir şekilde kullanacaksınız.

    Yahya Karaoğulları ile metin yazarlığında ustalaşmak için daha ne bekliyorsunuz?

    Hemen iletişime geçin ve ücretsiz danışmanlık alın.

    İletişim Formuna Git

    Whatsapp: 530 823 23 24

    Başarı Hikayeleri: Onlar Başardı, Siz de Başarabilirsiniz!

    Ece: Daha dün gibi hatırlıyorum, Ece eğitimime katıldığında gözlerindeki o öğrenme aşkı ve “Acaba başarabilecek miyim?” endişesi… Taze evliydi ve maddi olarak biraz zor zamanlar geçiriyordu. Hayatı boyunca hep “yazmak” istemişti ama nereden başlayacağını bilemiyordu. Eğitimlerimiz ve birebir koçluk seanslarımızla Ece gerçek bir metin yazarına dönüştü. Şimdi kendi ayakları üzerinde duran, başarılı bir freelancer ve en önemlisi gözlerindeki o parıltı daha da güçlendi. Ece’nin hikayesi, “İstemek başarmanın yarısıdır” sözünün en güzel örneklerinden biri.

    Tuğba: E-ticarete atılmak istiyordu ama nereden başlayacağını, nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyordu. Hevesli ve azimli bir girişimciydi ama deneyimsizdi. Eğitimlerim ve koçluk seanslarımızla Tuğba e-ticaretin püf noktalarını öğrendi, dijital pazarlama stratejilerini kendi işine uyguladı ve kısa sürede büyük bir başarı elde etti. Artık sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada satış yapan ve her geçen gün büyüyen bir e-ticaret işine sahip. Tuğba’nın hikayesi, “Doğru bilgi ve rehberlikle imkansız diye bir şey yoktur” gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor.

    Emre: Uluslararası alanda çalışmış ve e-ticaret konusunda oldukça deneyimli bir isimdi. Ancak o da metin yazarlığının ve dijital pazarlamanın tüm inceliklerini bilmiyordu. Eğitimlerim ve koçluk seanslarımız sayesinde Emre e-mail marketing’den landing page’e, videolardan sosyal medya paylaşımlarına ve reklamlara kadar baştan aşağıya bir funnel oluşturdu. Müşteri ağını inanılmaz bir şekilde genişletti ve işini bir üst seviyeye taşıdı. Emre’nin hikayesi, “Deneyimli olsanız bile her zaman öğrenecek yeni bir şeyler vardır” felsefesini güzel bir şekilde özetliyor.

    Şule: Ankara’da hem şirketini yöneten hem de bir iş koçluğu firmasında danışmanlık yapan başarılı bir iş kadını. Ancak yazma konusunda kendini geliştirmek ve daha etkili metinler yazmak istiyordu. Eğitimlerim sayesinde Şule yazma becerisini son derece geliştirdi. Artık düşüncelerini daha net ve öz bir şekilde ifade edebiliyor, ikna edici ve etkileyici metinler yazabiliyor. Şule’nin hikayesi, “Başarılı olmak için sürekli öğrenmek ve gelişmek gerekir” düşüncesini vurguluyor.

    Kemal: Üniversitede eğitmenlik yapan ve akademik alanda başarılı bir isim. Ancak içinde hep bir girişimcilik ruhu vardı. Metin yazarlığı eğitimim ve koçluk seanslarımız sayesinde Kamil hem metin yazarlığının inceliklerini öğrendi hem de buradan kazandığı özgüvenle kendi girişiminin temellerini attı. Şimdi hem akademik kariyerine devam ediyor hem de kendi işini büyük bir tutkuyla yürütüyor. Kamil’in hikayesi, “Hayallerinizin peşinden koşmak için hiçbir zaman geç değildir” mesajını veriyor.

    Tayyar: Hem profesör hem de giyim sektöründe girişimci olan Tayyar, işlerini daha iyi pazarlamak ve satışlarını artırmak için bana başvurdu. İçerik pazarlaması ve metin yazarlığı eğitimlerim sayesinde Tayyar işini dijital dünyaya taşıdı, hedef kitlesine daha etkili bir şekilde ulaştı ve satışlarını önemli ölçüde artırdı. Tayyar’ın hikayesi, “Her sektörde başarı için dijital pazarlama ve metin yazarlığı bilgisi olmazsa olmazdır” gerçeğini gösteriyor.

    Sıkça Sorulan Sorular

    Metin yazarlığı eğitimi ve proje koçluğu hizmetim hakkında merak ettiğiniz her şeyi bu bölümde bulabilirsiniz.

    1. Eğitimin içeriği tam olarak nedir?

    Eğitimde metin yazarlığının tüm temel prensiplerini A’dan Z’ye öğretiyorum. Hedef kitle analizi, ikna edici metin yazma teknikleri, SEO uyumlu içerik oluşturma, farklı metin türleri (blog yazısı, ürün tanıtımı, sosyal medya içeriği vb.), hikaye anlatıcılığı ve daha pek çok konuda size kapsamlı bir eğitim sunuyorum. Ayrıca eğitim boyunca pratik yapma imkanı bulacak ve yazdığınız metinler üzerinden geri bildirim alacaksınız.

    1. Eğitimin süresi ve formatı nedir?

    Eğitim toplam 4 hafta sürmektedir (isterseniz diğer aylarda da devam edebiliyoruz tabii ki). Her hafta 1 gün, 2 derslik bir oturum şeklinde gerçekleşir. Dersler 50’şer dakikalık Google Meeting oturumları şeklinde verilir ve iki ders arasında 10 dakika mola verilir. Derslerin video kaydı alınır ve video kayıtları haftalık/aylık olarak sizlerle paylaşılır.

    1. Eğitim ücreti ne kadar?

    Metin yazarlığı eğitimi tıpkı bir terzinin elbise dikmesi gibi kişiye özel bir iştir. Herkesin ihtiyaçları, hedefleri ve öğrenme hızları farklıdır. Bu nedenle eğitim ücreti de kişiden kişiye değişebiliyor.

    Genellikle aylık kurs ücreti 10.000 TL’den başlıyor ve 21.000 TL’ye kadar çıkabiliyor. Ancak sizin için en uygun fiyatı belirlemek adına öncelikle beklentilerinizi ve hedeflerinizi anlamam gerekiyor. Bunun için benimle iletişime geçerek ücretsiz bir danışmanlık seansı ayarlayabilirsiniz. Bu sayede size özel bir fiyat teklifi sunabilirim.

    1. Koçluk hizmeti tam olarak neleri kapsıyor?

    Proje koçluğu hizmeti kapsamında metin yazarlığı projelerinizde size birebir rehberlik ediyorum. Hedeflerinizi belirlemenize, stratejiler geliştirmenize, metinlerinizi iyileştirmenize ve başarıya ulaşmanıza yardımcı oluyorum. Ayrıca motivasyonunuzu yüksek tutmanız ve karşılaştığınız zorlukların üstesinden gelmeniz için size destek oluyorum.

    1. Ders kaçırırsam ne olur?

    Biz bizeyiz, strese mahal yok. Kaçırılan dersler için telafi yapıyorum. Ancak programımın yoğunluğuna bağlı olarak telafi dersi tarihini ben belirliyorum.

    1. Eğitimde hangi araçları ve kaynakları kullanıyorsunuz?

    Eğitimde Google Meet, Google Drive ve diğer online araçları kullanıyoruz. Ayrıca size faydalı olabilecek metin yazarlığı kaynakları ve web siteleri paylaşıyorum.

    1. Eğitim sonunda sertifika veriliyor mu?

    Evet, eğitimi başarıyla tamamlayan herkese bir sertifika veriyorum. Ancak şunu da eklemek isterim ki benim için asıl önemli olan sizin kendinizi geliştirip metin yazarlığı becerilerinizi iş dünyasında kanıtlamanızdır.

    Günümüzde çoğu kişinin benimle aynı fikirde olduğunu düşünüyorum. Yani bir metin yazarlığı sertifikası kağıt üzerinde pek bir anlam ifade etmeyecektir. Aslolan yazdığınız metinlerin kalitesi, etkileyiciliği ve hedef kitlenizde oluşturduğu etkidir. İşverenler sertifikaya değil, becerilerinize ve onlara ne sunduğunuza bakar. Yine de eğitimi tamamladığınızı gösteren bir belgenin elinizde bulunması güzel bir hatıra ve gurur kaynağı olabilir. ☺️

    1. Eğitime katılmak için neler yapmalıyım?

    Eğitime katılmak için ilk adım benimle iletişime geçmek. Web sitemdeki iletişim formunu doldurabilir veya bana doğrudan e-posta gönderebilirsiniz. Ancak hemen belirteyim, her eğitim talebine olumlu yanıt ver(e)miyorum.

    Öncelikle sizinle kısa bir görüşme yapmam gerekiyor. Bu görüşmede metin yazarlığıyla ilgili beklentilerinizi, hedeflerinizi ve ihtiyaçlarınızı anlamaya çalışıyorum. İşiniz nedir? Ne öğrenmek istiyorsunuz? Metin yazarlığını hangi amaçla kullanmak istiyorsunuz? Tüm bunları anladıktan sonra size nasıl yardımcı olabileceğimi ve eğitim programımın size neler kazandıracağını değerlendiriyorum.

    Eğer karşılıklı olarak birbirimize uygun olduğumuza karar verirsek size özel bir eğitim programı ve fiyat teklifi sunuyorum.

    1. Eğitim sırasında not tutmamız gerekiyor mu?

    Canlı derslerde beyaz tahta niyetine bir Google Drive dokümanında her şeyi yazıyoruz. Ama yine de ajanda ve kalem kullanımını talep ediyor ve kendi notlarınızı da tutmanızı öneriyorum.

    1. Eğitim programı esnek midir? Yani kendi öğrenme hızıma göre ilerleyebilir miyim?

    Eğitim programı belirli bir yapıya sahip olsa da derslerde öğrencilerimin ihtiyaçlarına ve öğrenme hızlarına göre esneklik gösteriyoruz. Her öğrencinin eğitimden maksimum verim alması için elimden geleni yapıyorum.

    Ek Bilgiler:

    • Yazılı iletişimde ikna sanatı
    • Başlık atma
    • Etkili girişler nasıl yapılır
    • Duygusal dokunuş nasıl eklenir
    • Hedef kitleye uygun dil ve üslup kullanma
    • Hikaye anlatıcılığı ile okuyucuyu etkileme
    • Yazım ve dil bilgisi kurallarına dikkat etme
    • Düzeltme ve redaksiyon teknikleri
    • Metin yazarlığı için faydalı araçlar ve kaynaklar

    Ve süper bonus:

    • Yapay zekadan doğru şekilde faydalanmak

    Umarım bu bilgiler sorularınıza cevap vermiştir. Başka sorularınız varsa lütfen çekinmeden iletişime geçin.

    33 Yaşımda Keşfettiğim Tutku: Metin Yazarlığı ve Benim Hikayem

    Hayat bazen beklenmedik dönüşlerle dolu bir yolculuk olabiliyor. Benim yolculuğum da 33 yaşıma kadar pek de farklı değildi. Maaşlı işlerde çalışıyor, rutinin içinde kayboluyor ve çoğunlukla mutsuzdum. Ta ki web dünyasını keşfedene kadar…

    İnternetin sınırsız potansiyelini gördüğümde adeta gözlerim açıldı. Kendime yeni bir yol çizmek, sözcüklerin gücüyle insanlara ulaşmak ve hayatımı kendi istediğim gibi şekillendirmek istiyordum. İşte o zaman metin yazarlığı tutkusu benimle buluştu.

    Ama başlangıç hiç de kolay olmadı. Aylarca, hatta 2 yıla yakın bir süre para kazanamadım. Ailemden, çevremden baskı gördüm. “Bırak bu hayalleri, gerçek bir işe gir” dediler. “Gerçek bir iş”, vay be!…  Tekrar maaşlı iş hayatına dönmeye zorlandım.

    Ama ben yılmadım. İçimdeki sesi dinledim ve vazgeçmedim. Sabırla, azimle çalışmaya devam ettim. Çok okudum, çok öğrendim, çok denedim, çok yanıldım. Ve sonunda başardım.

    İlk yazı işimden sadece 7 lira kazanmıştım, bunu hiç unutmam. Ama bu benim için büyük bir adımdı. Sonra bir tane daha, sonra üç tane daha… Derken işler açılmaya başladı. İlk müşterilerimin tavsiyesiyle yenileri geldi. Ve bir gün Yataş markasıyla çalışma fırsatı yakaladım.

    Gözlerime inanamadım! Büyük bir markanın beni tercih etmesi inanılmaz bir duyguydu. İşin üzerine titredim, en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Ve onları memnun etmeyi başardım.

    Yataş’tan aldığım harika geri dönüş, övgü ve teşekkür benim için bir dönüm noktası oldu. Onların referansını yıllarca kullandım. Sonra başka büyük markalar, ajanslar… Yolum açıldı, kariyerim yavaş ama emin adımlarla ilerledi. Hep üzerine koyuyordum.

    Şimdi 12 yıllık bir metin yazarı olarak Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen markalarına hizmet veriyorum. Kendi ofisimde, kendi istediğim saatlerde çalışıyorum. Yazdığım reklamlar, kamu spotları, tanıtım içerikleri radyolarda, havalimanlarında, metro istasyonlarında boy gösteriyor.

    Ve en önemlisi, metin yazarlığı tutkumu başkalarıyla paylaşıyorum. İş insanlarına, girişimcilere, yeni mezunlara eğitimler veriyor, onların da hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı oluyorum.

    Bu yolculukta elbette zorluklar yaşadım. Ama yılmadım, vazgeçmedim. Ve sonunda başarıya ulaştım. Eski hayatımdan çok daha mutlu ve tatmin olduğum yeni bir hayatım var.

    Siz de hayallerinizin peşinden koşmaktan korkmayın. 33 yaşında ben başardıysam, siz de başarabilirsiniz. Yeter ki inanın ve vazgeçmeyin.

    Metin Yazarlığı: Tutkunuzu Paraya Dönüştürmenin Yolu

    Metin yazarlığının en güzel yanlarından biri tutkunuzu paraya dönüştürme fırsatı sunmasıdır. Kelimelerle oynamayı, insanları etkilemeyi ve yaratıcılığınızı kullanmayı seviyorsanız metin yazarlığı sizin için ideal bir kariyer yolu olabilir.

    Maaşlı bir işte her ay belirli bir miktar para kazanırsınız. Bu güvenli bir gelir kaynağı olabilir lakin aynı zamanda sınırlayıcı da olabilir. Metin yazarlığında ise kazancınızın sınırı yok. Ne kadar çok çalışırsanız o kadar çok kazanırsınız. Üstelik kendi çalışma saatlerinizi ve koşullarınızı belirleme özgürlüğüne sahipsiniz.

    Metin yazarlığı sadece maddi kazanç sağlamakla alakalı bir şey de değil. Bir yandan iç huzuru demek. Sevdiğiniz işi yapmanın verdiği tatmin duygusu hiçbir parayla ölçülemez. Kendi yeteneklerinizi kullanarak başkalarına değer katmak size değişik bir haz ve bir mutluluk verecek.

    Metin yazarlığında hem kendiniz hem de müşterileriniz için çalışırsınız. Kendi işinizin patronu olmak size büyük bir özgürlük ve esneklik sağlar. Aynı zamanda müşterilerinizin ihtiyaçlarını karşılayarak onların başarılarına katkıda bulunursunuz.

    Peki, metin yazarlığı ile nasıl para kazanabilirsiniz?

    • Freelance Çalışma: Bionluk, Upwork, Fiverr gibi platformlar üzerinden freelance metin yazarlığı yapabilir ve farklı projelerde yer alabilirsiniz.
    • İçerik Ajansları: İçerik ajansı, reklam ajansı gibi dijital ajanslarla anlaşarak düzenli olarak metin yazarlığı hizmeti verebilirsiniz.
    • Kendi İşinizi Kurma: Kendi içerik ajansınızı veya dijital pazarlama şirketinizi kurarak daha büyük projelere imza atabilirsiniz.
    • Eğitim ve Koçluk: Metin yazarlığı eğitimleri veya proje koçluğu hizmeti vererek bilgi ve deneyiminizi başkalarıyla paylaşabilirsiniz.

    Metin yazarlığında kazanç potansiyeli oldukça yüksektir. Özellikle high ticket olarak adlandırılan yüksek ücretli projelerde yer alarak ciddi kazançlar elde edebilirsiniz.

    Reklam ve metin yazarlığına olan ihtiyaç asla bitmeyecek. Dijital dünyanın sürekli gelişmesiyle birlikte markalar ve ajanslar her zaman etkili metinlere ihtiyaç duyacaklar.

    Yapay zekâ metin yazarlarının yerini alamaz. Çünkü insan dokunuşu, yaratıcılık ve empati hala paha biçilmez değerlerdir.

    Metin yazarlığında her kuruşun daha kıymetli olduğunu unutmayın. Çünkü bu parayı sevdiğiniz işi yaparak kazanıyorsunuz. Tutkunuzu peşinden giderek hem maddi hem de manevi olarak tatmin olabilirsiniz.

    Mail bültenimden: Metin Yazarı Adayı veya Gelişmek İsteyen Bir Metin Yazarı isen… Bu yazı doğrudan seni ilgilendiriyor!

  • “Bu iş bu kadar eder mi?”

    “Bu iş bu kadar eder mi?”

    ‘Algılanan Değer’ Konusuna Dair Bir Diyalog ve Harika Bir Örnek

    Geçenlerde hoşsohbet bir arkadaşımın yanına bir kahve içimlik ziyaret için uğramıştım. Kendisi sıcakkanlı, güler yüzlü ve deneyimli bir marangoz ve aynı zamanda müteahhittir. Yanımıza bir müşteri geldi ve arkadaşıma resimdeki projeyi yapmanın ne kadara mal olacağını sordu.

    Arkadaşım da ona 7500₺’lık bir teklif verdi.

    Müşterinin yanıtı “oo, bayağı da pahalıymış” oldu.

    Arkadaşım da ona şöyle sordu: Sizce bu iş için makul olan fiyat nedir?

    Müşteri cevapladı: Yaaniii, en fazla 4500₺ falan.

    Arkadaşım cevap verdi: Tamam, o zaman size bu işi kendi kendinize yapmayı teklif ediyorum.

    Müşteri: Ben ne anlarım bu işten usta? Bilmem ki yapmasını.

    Arkadaşım: Dert değil, o zaman 4500 liraya nasıl yapılacağını size öğreteceğim. Hem 3000₺ tasarruf etmiş, hem de gelecekte de işinize yarayacak kıymetli bir beceriyi öğrenmiş olursunuz.

    Müşteri: Hmm, valla bak bu kulağa hoş geliyor. Hadi yapalım!

    Arkadaşım: Harika! Şimdi, işe başlamak için bazı araçlara ihtiyacınız olacak. Ben size onları sayayım siz de hemen temin edin: Bir ahşap doğrama testeresi, tezgah testere, akülü matkap, uç seti, yönlendirici, kıl testere, dekupaj testere, alet kemeri, çekiç, çivi…

    Müşteri: Bi dakka bi dakka, usta n’aaptın?.. Bu kadar şeyi ben nasıl temin edeceğim? Hepsini satın almam gerek. Hem tek seferlik bir iş için bu kadar malzeme de alınır mı? Mantıklı gelmiyor.

    Arkadaşım: Tamam. Öyleyse bir 500₺ farkla bu projede kullanmanız için malzemelerimi size kiralayabilirim.

    Müşteri: Bak bu adil oldu işte.

    Arkadaşım: Tamamdır, süper! Projeye pazartesi günü başlarız.

    Müşteri: Olmadı abi. Ben Pazartesi – Cuma çalışıyorum. Sadece hafta sonları müsaitim.

    Arkadaşım: Ama bu işi benden öğrenmek istiyorsanız o zaman ‘ben çalışırken’ çalışmanız gerekecek. Üstelik bu proje 3 gün sürecek, o yüzden işten 3 gün izin almanız da gerekiyor.

    Müşteri: Üç günlük yevmiyemi feda etmek veya senelik iznimden kullanmak zorunda kalacağım demektir…

    Arkadaşım cevap verdi: Aynen öyle. Unutmayın, bir işi kendiniz yaptığınızda verimsiz faktörleri hesaba katmanız gerekir.

    Müşteri: Ne demek istediniz?

    Arkadaşım: Bir işi baştan sona yapmak için harcayacağınız zamanın içinde; projeyi planlamak, malzemeleri almak, seyahat süresi, yakıt, kurulum zamanı, temizlik ve artıkları temizleme işlerini de hesaba katmalısınız. Tüm bunlar yapılacak asıl işin, yani projenin kendisine ek olarak düşünülmek zorunda. Ve malzemelerden bahsetmişken, Pazartesi günü başlayacağımız yer burası, bu yüzden benimle sabah 6’da kereste bahçesinde buluşmanız gerekiyor.

    Müşteri cevapladı: Sabah 6’da mı?!! Ben işimdeki mesaime bile sabah 8’den önce başlamam.

    Arkadaşım: E iyi işte! Benim planım da zaten sabah 8’de güvertenin yapımına başlamak. Ama başlamak için malzemeleri almak, yüklemek ve çalışacağımız yere getirmemiz gerekiyor. Sabah 6’da buluşursak 8’e ancak yetiştiririz.

    Müşteri: Tamam hocam tamam, anladım. Senin işin bir müşterinin bitmiş projede gördüklerinden çok daha fazlasını içeriyormuş. 7500 liralık teklifin gayet makul. Projeyi senin halletmeni istiyorum.

    Sonuç:

    Herhangi bir iş için, özellikle de ‘size özel’ bir iş için ödeme yapıyorsanız (ister fiziksel bir proje ister dijital bir proje olsun), yalnızca malzeme ve tamamlanacak iş için ödeme yapmazsınız. Şunlar için de ödeme yaparsınız:

    ✔️ Bilgi
    ✔️ Deneyim
    ✔️ Özel Beceriler
    ✔️ Araçlar
    ✔️ Plan yapma zamanı
    ✔️ Hazırlık zamanı
    ✔️ Profesyonellik
    ✔️ İş Etiği
    ✔️ Mükemmellik
    ✔️ Disiplin
    ✔️ Bağlılık
    ✔️ Dürüstlük
    ✔️ Vergiler
    ✔️ Lisanslar
    ✔️ Fedakarlıklar
    ✔️ Sorumluluklar
    ✔️ Sigorta

    O yüzden özel bir çalışma için teklif talep ederseniz, lütfen fiyatlarını düşürmeye çalışarak bir hizmet sağlayana saygısızlık etmeyin.

    Teklifleri bütçenizi aşarsa, başka teklifleri almak isteyebilirsiniz, bunda yanlış olan hiçbir şey yoktur.

    Sadece şunu unutmayın yeter: Ne kadar öderseniz o kadarını alırsınız.

    👉🏼 HİZMET SAĞLAYICILAR: Değerinizi bilin ve kendinize güvenin.
    👉🏼 TÜKETİCİLER: İnsanların emeklerinin değerlerini kabul edin ve buna saygılı olun.

    Bunu Girişimci, İşletme Sahibi ve Esnaf olan tüm arkadaşlarımı, yakınlarımı ve müşterilerimi desteklemek için yazıyorum. Siz de kendi çevrenizdekileri desteklemek için paylaşabilirsiniz.

    İlginizi çekebilir: Satış Psikolojisi – Satın Alma Kararının Ardındaki 2 Sır

  • Instagram Etkileşimlerinizi Artırma Rehberi ve Kontrol Listesi

    Instagram Etkileşimlerinizi Artırma Rehberi ve Kontrol Listesi

    Instagram Etkileşimlerinizi Artırma

    Instagram etkileşimlerinizi artırma konusunda ne kadar istekli olduğunuzu biliyorum. Hepimiz öyleyiz. Aşağıda çeşitli taktikler saydım ve bunları uygulamanız için size işinizi kolaylaştıracak bir hızlı kontrol listesi hazırladım. Ama en önemli konuyu en başta söylemek istiyorum. Instagramda etkileşimlerinizi artırmanın en önemli adımı sabırdır arkadaşlar. Tüm strateji ve taktikleri uygulayın ve sabırlı olun. Emin olun bir süre sonra etkileşimleriniz hızla artmaya başlayacaktır.

    Bunu söylüyorum çünkü işin en zor tarafı en başlardaki, hareketliliğin az olduğu dönemdir. Sabrınız zorlanır, bir türlü etkileşim gelmiyor ve hiç gelmeyecekmiş gibi görünür. Ama emin olun öyle değil. Hiçbir bina 3 günde dikilmiyor. Instagram da sizin uyuglamasını ne kadar kullandığınızı, insanlarla ne kadar etkileşime girdiğinizi görecek, gözlemleyecek ve sonunda sizi ödüllendirmeye başlayacaktır. Kaliteli içerik üretmeye de ısrarla devam ettiğiniz sürece keyifli gelişmelere şahit olacaksınız. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

    Şimdi sözü uzatmadan instagram etkileşimlerinizi artırma yolunda nasıl davranmanız gerektiğine ve taktiklere geçelim.

    Önce Hızlı Kontrol Listeniz

    ☐ Hikayelerinizde Paylaşın

    ☐ Başkalarıyla Etkileşime Geçin

    ☐ Bio’daki Bağlantınızı Güncelleyin

    ☐ Yorumlara Cevap Verin

    ☐ Hataları Düzeltmekte Acele Etmeyin

    ☐ Postunuzu Birilerine Gönderin

    ☐ Konu Hakkında Hikayelerinizde Paylaşım Yapın

    ☐ Diğer Sosyal Kanallarınızda Yeniden Paylaşın

    ☐ Bir Facebook Grubunda Yayınlayın

    ☐ Mention’ları Takip Edin

    Her gönderi paylaştığınızda yukarıdaki listeyi kontrol edip, uygulayabileceğiniz adımları tek tek uygulayarak her birine işaretleyebilirsiniz.

    Mükemmel resmi buldunuz, ona eşlik edecek akılda kalıcı bir açıklama yazısı (caption) yazdınız, çok iyi hedeflenmiş hashtag’lerinizi seçtiniz ve nihayet Instagram gönderinizi (postunuzu) yayınladınız. Artık Instagram’ı terk edip beğenilerin gelmesini bekleme zamanı. Sonuçta, sıkı bir iş çıkardınız, öyle değil mi? Hmm, pek değil!

    Ne yazık ki, Instagram “siz paylaşım yapın, insanlar gelip görürler” diyen bir yer değil. İşin gerçeği şu: Gönderinizi yayınladıktan sonra yapacaklarınız, neredeyse yayınlamadan önce yaptıklarınız kadar önemlidir!

    Sosyal medya dünyasında, herhangi bir gönderinin yayınlandıktan sonraki ilk 30 dakikasında ne kadar iyi performans göstereceğinin önemine dair uzun süredir devam eden bir söylenti var. Buradaki zaman aralığı kesin olarak kanıtlanmamış olsa da, bu bilgi büyük oranda doğru. Siz de gönderinizi paylaştıktan hemen sonra uygulayacağınız birkaç basit çalışma ile onun daha fazla insana ulaşmasını, daha fazla beğenilmesini ve paylaşmasını sağlayabilirsiniz. Üstelik tek bir kuruş harcamadan!

    Bu çalışmalar sayesinde gönderilerinizin mümkün olan en iyi performansı göstermesine yardımcı olursunuz. Çünkü Instagram’ın amacı uygulamasının çok daha fazla kullanılması ve siz de bu çalışmalarla bu amacı desteklemiş olacaksınız. Instagram da sizi destekleyecek! Yani herkes için kazanç…

    Peki öyleyse gelelim Instagram’da daha fazla etkileşim için yapmanız gerekenler listemizin ayrıntılarına…

    1. Hikayenizde Paylaşın

    Bu gerçekten çok basit – ama kesinlikle Instagram gönderinizin erişimini patlatabilir! Gönderiniz yayına başlar başlamaz, sol taraftaki küçük ok simgesine dokunun. Ardından, ‘Hikayene gönderi ekle’ye basın.

    Bu, gönderiyi hikayenizde (story) paylaşacak ve insanların yayın akışınızdaki gönderinin tamamına bakmak için ona dokunmalarına imkan verecektir.

    Bazı insanlar haber akışlarında ilerlediklerinden çok daha fazla zamanı hikaye izlemeye ayırırlar. Bu yüzden gönderilerinizi hikayenizde paylaşmak onların gözlerini ve dikkatlerini sizin içeriğinize çevirmelerini sağlamanın en iyi yollarından biridir.

    2. Başkalarıyla Etkileşime Girin

    “Paylaş ve ortadan kaybol” pek çok insanın tekrarladığı yanlış bir davranış şeklidir. Siz bu hataya düşmeyin. Postunuzu paylaşmadan önce ve sonra harcayacağınız bir 10 dakikanın müthiş faydalarını göreceksiniz.

    Bunu yapmakla sadece Instagram algoritması tarafından olumlu karşılanmakla kalmaz, aynı zamanda insanların ilgisini de kendi içeriklerinize çekersiniz. En azından son paylaşımınıza bir göz atar ve belki de size biraz sevgi gösterirler!

    Sizin konu alanınızla ilgili insanları takip etmek, gönderilerini beğenmek ve yorum yapmak için biraz zaman harcama alışkanlığı edinmeye çalışın. Etkileşimlerinizin daha hızlı arttığını göreceksiniz.

    3. Linkinizi Güncelleyin

    Takipçileriniz, yönlendirdiğiniz içeriği (linki) kolayca bulamazlarsa, ilgilerini hızlı bir şekilde kaybedip gidebilirler. Kaldı ki böyle yapma oranları yüksektir. O yüzden, Instagram profilinize birden çok bağlantı eklemişseniz (bunun için Linktree gibi bir araç kullanabilirsiniz), yeni bir gönderi yayınladıktan hemen sonra (hatta daha önce) bunu değiştirin. Yani bir gönderi paylaştıysanız ve “link bioda/profilde” yazdıysanız profilinizde sadece o link olsun.

    4. Yorumlara Cevap Verin

    Birini telefonla arayıp, ona bir soru sorup, cevabını duyar duymaz hemen telefonu kapatır mıydınız? Büyük ihtimalle böyle bir şey yapmazdınız. Ayıp yani! 🙂 Instagram’da da aynı şekilde davranmak lazım.

    Takipçilerinize gönderinizde bir soru soruyorsanız veya sizinle bir şeyler paylaşmaları için onları teşvik ediyorsanız, yanıtlarını görecek kadar uzun süre ortalarda olmaya çalışın.

    Bu şekilde siz de onlara cevaplar verebilirsiniz ve konu hakkındaki tartışmayı devam ettirebilirsiniz. İlk yanıtlara hızlı geri dönüşler yapmak etkileşim hızınızı artıracaktır.

    5. Hata Düzeltmekte Acele Etmeyin

    Yeni bir gönderi yayınladınız ve ona şöyle bir baktığınızda kendinizle gurur duydunuz: “Ne güzel bir post hazırladım! Harika…” Derken bir de baktınız ki, kocaman, pofuduk bir yazım hatası size sırıtıyor! Olamaz!

    Tam o anda gönderiye yeniden dalmaya ve o kötü çocuğu hiç kimse görmeden onu ortadan kaldırmak, yani gönderinizi düzenlemek isteyeceksiniz. Bu duyguyu iyi biliyorum. Ama sakin olun. Çoğu sosyal medya uzmanı, gönderilerinizin yayınlandıktan hemen sonra düzenlemenin, etkileşiminize ciddi zarar verebileceğini açıklıyor.

    Mümkünse, biraz bekleyin ve kimsenin bu hatayı fark etmeyeceğini umut edin (zaten küçük bir hataysa büyük ihtimalle fark etmeyecekler). Bir süre geçtikten (örneğin, birkaç saat) ve yeterince etkileşim gerçekleştikten sonra, gönderinize girip çaktırmadan bir düzenleme yapabilirsiniz.

    6. Postunuzu İnsanlara Gönderin

    Paylaşımınızı seveceğini hissettiğiniz ya da ekleyecek fikirleri olabileceğini düşündüğünüz birilerini tanıyor olabilirsiniz. Belki sadık bir takipçi, bir arkadaş ya da sektörünüzdeki başka biri olabilir. Postunuzu onlara gönderin! Bunu yapmak için o küçük ok simgesini kullanabilir ve ardından kime göndermek istediğinizi seçebilirsiniz. Mesajınızda, “Merhaba, XXX konusunda benzer şeyler düşünüyoruz; bununla ilgili şöyle bir post paylaştım, fikirlerini(zi) duymak isterim” gibi bir şey söyleyebilirsiniz.

    Muhtemelen onları düşündüğünüzden dolayı memnun olacak ve postunuz hakkında yorum yapmak veya en azından “beğenmek” için zaman ayıracaklardır. Kim bilir, belki kendi takipçileriyle de paylaşırlar ve bu sizin için iyi bir zincir paylaşıma dönüşür!

    7. Konu Hakkında Hikayelerinizde Paylaşım Yapın

    Evet, gönderinizi hikayelerinizde paylaşmanın faydasından bahsetmiştim. Ama bu aynı şey değil. Zamanınız varsa neden birazcık daha fazlasını yapmayasınız?

    Canva kullanarak güzel grafiklerle yeni bir Instagram Hikayesi hazırlayabilir ve insanların gönderinizi merak etmesini sağlayabilirsiniz. Ya da anket veya soru etiketlerini kullanarak bir sohbet oluşturabilir ve insanları postlarınıza yönlendirebilirsiniz. Ekstra motive hissediyorsanız, yeni gönderinizle ilgili olarak hızlı bir “canlı yayın” yapabilir ve gönderinizin konusu hakkında konuşabilirsiniz. Unutmayın, her küçük çaba bir katkı sağlar!

    8. Diğer Sosyal Kanallarınızda Gönderinizi Yeniden Paylaşın

    Çapraz paylaşımın gücünü asla hafife almayın! Facebook ya da Twitter, Pinterest veya Tumblr olsun, içeriğinizi diğer platformlarda yeniden paylaşmak, ona yepyeni bir kullanım ömrü sağlayabilir!

    Hem içeriğinizi tamamen yeni bir kitlenin önüne koymuş, hem de henüz Instagram’da sizi takip etmediklerini fark eden insanlardan bazı yeni takipçiler elde etmiş olursunuz. Instagram, “diğer uygulamalarla paylaş” özelliğiyle çapraz yayın göndermeyi kolaylaştırıyor.

    9. Bir Facebook Grubunda Yayınlayın

    İşletme veya sektöre özgü Facebook gruplarına üye misiniz? Öyleyse Instagram postunuzu oralarda da paylaşabilirsiniz; neden olmasın!

    Tabi ki, grup ortamına gerçekten değer kattığınızdan ve grubun kurallarına uyduğunuzdan emin olmanız lazım.

    Facebook gruplarında Instagram içerikleri paylaşmak içeriğinizin konusuna ilgi duyan insanların sizden haberdar olmasını sağlar ve yine potansiyel takipçileri size çekebilir. Bunu bir alışkanlık haline getirirseniz uzun vadede epeyce bir etkileşim toplayabileceksinizdir. Dediğim gibi bunu insanları sıkmadan yapmak lazım tabi. Kendi Facebook grubunuz varsa bu iş elbette çok daha kolay!

    10. Mention’larınızı (Sizden Bahsedilen Postlar/Yorumlar vs.) Takip Edin

    Bazı kişiler Instagram gönderilerinizi paylaştıklarında sizi fotoğrafta etiketlemezler; bunun yerine bir yorumda sizden bahsederler. Instagram bildirimleriniz geriye doğru gittiği için bunu takip etmek gerçekten zor olabilir! Bu nedenle, gönderdikten hemen sonra herhangi bir mention’a dikkat edin (böylece onlarla etkileşimde bulunabilirsiniz). Bunun için çeşitli uygulamalar kullanabilirsiniz.

     

    Instagram Etkileşimlerinizi Artırma Yolunda İşinizi Kolaylaştıracak Faydalı Araç ve Uygulamalar Listesi:

    Instagram’da güzel tasarımlar oluşturmak için çoğunu ücretsiz kullanabileceğiniz, benim de kullandığım bazı faydalı araçları sizin için listeledim.

    Bu listeyi ihtiyaç ve isteklerinize göre düzenlemeye ve genişletmeye devam edebilirim.

    Faydalı olması dileğiyle…

     

    Tasarım Araçları

     

    Canva

    Ücret: Ücretsiz. İçinde bazı ücretli tasarım eklentileri var.

    İndirme: Masaüstü ve mobilden kullanılabilir. Masaüstü ile daha etkili sonuçlar elde edersiniz.

    Bazı özel efektler ve kapaklar için diğer uygulamaları kullansak da, biz de sosyal medya tasarımlarımızın %90’ını Canva üzerinde yapıyoruz.

     

    Pixlr Editor

    Ücret: Ücretsiz. Premium versiyonu ile gelişmiş özellikler de kullanılabilir. 

    İndirme: Gerektirmez

    Pixlr Editor en popüler gelişmiş çevrimiçi fotoğraf editörlerinden biridir.Gimp, PaintShop Pro veya Photoshop ile benzer özelliklerdedir.

     

    Görsel Bulma Araçları

     

    • Canva Premium
    • Envato
    • Pexels
    • Pixabay
    • Shutterstock

     

    Instagram Hikaye Tasarımı Araçları

     

    Hype-Type 

    Ücret: Ücretsiz. Bazı ücretli özellikleri de var.

    İndirme: IOS ve Android

    Hype-Type en iyi Instagram Hikaye metin uygulamalarından biridir. Farklı fontlar ve stillerle oynayabilir, hikayeleriniz için animasyonlu ve eğlenceli yazılar oluşturabilirsiniz.

     

    Hootsuite

    Ücret: Kullanımınıza göre değişkenlik gösteriyor.

    Masaüstü uygulaması olarak 30 gün ücretsiz deneyeblirsiniz.Bilgisayarınızdan Instagram Hikayeleri oluşturmak, yayınlamak ve hatta programlamak için zaman kazanırsınız. Ayrıca Hootsuite ile tek bir panelden tüm sosyal medya kanallarınızı da yönetebilirsiniz.

     

    Clipomatic

    Ücret: 4.99 Dolar

    İndirme: Sadece IOS

    Çoğu video ses olmadan izlenir. Bu yüzden altyazılar önemlidir. İşitme sorunu olan insanlar için onları daha erişilebilir hale getirir. Clipomatic bu süreci kolaylaştırıyor. Uygulama, konuşulan kelimeleri tek bir düğmeyi tıklayarak canlı altyazılara dönüştürebiliyor.

     

    Over

    Ücret: Ücretsiz. Ücretli abonelik seçenekleri de var.

    İndirme: IOS ve Android

    Over en yüksek puanlı Instagram Hikaye düzenleme uygulamalarından biridir. Hikayelerinize çıkartmalar, yazı tipleri, metinler ve daha fazlasını ekleyebilirsiniz. Over biraz daha gelişmiş bir uygulamadır; bu yüzden öğrenmesi biraz zaman alabilir. Ama temellerini kaptıktan sonra harika işler çıkarmanız için size birçok imkanlar sunacaktır.

     

    VSCO

    Ücret: Ücretsiz, video düzenlemelerini saymaz.

    İndirme: IOS ve Android

    VSCO fotoğraf düzenleme konusunda pek çok Instagram kullanıcısının favorisidir. Ki bence bu durum videolar için de geçerlidir. Video araçları ek bir ücretle sunuluyor gerçi ama inanın buna değer. Ücretli planda parlaklık, kontrast, sıcaklık ve daha fazlasını ayarlayabilirsiniz ki bu özellikler sayesinde markanızın genel renk temasını çok iyi ayarlayarak gayet uyumlu bir marka yayını oluşturabilirsiniz.

    Instagram Analiz Araçları

    • HypeAuditor
    • Instagram Insights
    • Iconosquare
    • Analisa
    • Klear
    • Sylo
    • Pixlee

    Instagram Etkileşimlerinizi Artırma Rehberi’ni bilgisayarınıza indirebilir ve dilediğiniz zaman tekrar tekrar faydalanabilirsiniz. Zaten kontrol listesini de bunun için hazırladım. Ayrıcabu rehberi istek ve ihtyiaçlarınız doğrultusunda güncellemeye devam etmeyi düşünüyorum. Tabi ki bunun için sizin talepleriniz gerekli ve ben bu rehberi beğenmiş olmanızı umut ediyorum.

    Alakanız için çok teşekkür ederim. Bu ve benzeri rehberler, faydalı bilgiler, ipuçları, stratejiler, taktikler ve tavsiyeler için beni Instagram’dan takip etmeyi unutmayın lütfen. Mail bültenimde de size haftalık keyifli okumalıklar göndermeye devam edeceğim. Mail listeme kaydolmayı da ihmal etmeyin.

    Instagram Etkileşimlerinizi Artırma Rehberi’nin PDF halini görüntülemek ve bilgisayarınıza / mobil cihazınıza indirmek için buraya (veya aşağıdaki resme) tıklayabilirsiniz.

    instagramda etkileşim artırmak

  • Pazarlama Stratejileri: Küçük İşletmeler Nasıl Kazanır – 7 Adım

    Pazarlama Stratejileri: Küçük İşletmeler Nasıl Kazanır – 7 Adım

    Küçük İşletmeler için Pazarlama Stratejileri – Son Güncelleme: 8 Kasım 2025

    Online Bir İşe Başlarken Bilmemiz Gerekenler

    Pazarlama stratejileri … ilk duyuşta kulağa biraz sıkıcı ve belki biraz göz korkutucu geliyor değil mi? Eh, bazılarımız için öyle olabilir. Ama rahatla, hiç sıkılıp korkmana gerek yok. Online bir iş, satış ve karlılık için gerekli ve hatta hayati olan bu konuyu senin için gayet açık, anlaşılır ve kolay uygulanabilir bir hale getirmek için buradayım. Ve ben yazılarımı sohbet havasında yazmanın yanında, anlattıklarımı da herkesin anlayabileceği ve hemen uygulamaya başlayabileceği pratiklikte sunmaya önem veriyorum. Bu da farklı olmayacak. Hemen başlayalım, göreceksin!

    Evet, online bir işe başlıyoruz. İster sıfırdan bir freelance işi ya da kurumsal işletmeyi hayata geçirelim, ister mevcut işimizi geliştirmek ve satışlarımızı artırmak üzere internetten pazarlama yapmaya başlayalım, yola çıkarken dikkate almamız gereken bazı temel konular vardır.

    Ne iş yapmak istediğinin pek önemi yok; hemen her yerde uygulanabilecek bazı kolay çalışılabilir pazarlama stratejileri vardır. Gel biraz bunlardan konuşalım ve senin işin için de uygulanabilir bir strateji geliştirelim.

    Bu sohbetlerimin ilerleyen bölümlerinde sana pazarlama çalışmalarında kullanmak isteyeceğin farklı araçlar ve taktiklerden bahsedeceğim.

    Üstelik sadece bilgi ve tavsiyeler vermekle kalmayacak, yazımın sonunda bir bonus olarak senin için örnek bir pazarlama stratejisi oluşturacağım.

    Ama…

    Bunlara geçmeden önce, hatta online işine bile başlamadan önce çok iyi bilmen gereken iki önemli ayrıntı var.

    Ve muhtemelen sen de çoğu işletme sahibi gibi bunlardan yalnızca birini iyi biliyorsun.

    İlk olarak ne satacağını bilmelisin. Burası neredeyse herkesin kafasında zaten net olan kısım; herkes olaya buradan başlıyor. Bir sonraki aşama için kafalarda harika fikirler uçuşuyordur. Ve bir an önce işe başlamak için sabırsızlanırlar.

    Ama ikinci kısmı genellikle unuturlar: Müşterilerin

    İdeal müşterilerinin kim olduğunu biliyor musun? Bunu da net bir şekilde belirledin mi? Bu soruyu sorduğum pek çok kişinin cevabı şöyle bir şey oluyor: “E tabii, A’yı seven herkes…” ya da “B problemi olan herkes…”

    Ama üzgünüm, bu yeterli bir cevap değil.

    Sıkı bir pazarlama stratejisi için öncelikle hedef müşterilerinin kim olduğunu bilmen gerekiyor. O “x’i seven herkes” içindeki ortalama bir müşteri neye benziyor?

    Bunu biliyorsan tamamdır, o zaman devam edelim. Emin değilsen o zaman bunun üzerine biraz daha çalışıp netleştirmeye bak derim. Bu konuda sana yardımcı olacak bazı linkleri de seninle paylaşacağım.

    Ama gel şimdi Hunilerden bahsedelim…

     

    Satış Hunisi.. bir yerlerde duymuşsundur elbet. Şimdi seninle bunun ne olduğunu, ne işe yaradığını ve satışlarına nasıl katkı yaptığını konuşalım.

    Satış hunisi pazarlama stratejini etrafında geliştirdiğin bir yapı, bir tür yol haritasıdır.

    Satış hunisi, müşterinin ürününe ihtiyaç duyduğunu fark ettiği andan satın almasına kadar olan yolculuğunu görselleştirmenin basit bir yoludur. Buna satış hunisi denir, çünkü bu görselleştirme her satışın fazla sayıda potansiyel müşteriyle başladığını fakat satın alma işleminin daha az sayıda müşteriyle sonuçlandığını gösterir.

     

    Satış huniniz; satış işlemlerinizi ölçme, yönetme, tahmin etme ve nihayetinde iyileştirme ve böylece daha fazla satış yapmanın anahtarıdır.” Rıdvan İlçi – Brandtalks.org

    Özünde satış hunisi, hedef kitleni ve potansiyel müşterilerini oluşturan insanları senin dünyana çeken, ürünlerine ilgi duymalarını sağlayan ve o çok çalışarak kazandıkları paralarını sana vermelerini sağlayan bir sistemdir.

    Ve bu sistem 3 aşamalı çalışır:

    1. CEZBETME
    2. BESLEME
    3. DÖNÜŞTÜRME (ya da DÖNÜŞÜM)

    Her aşamayı tek tek inceleyelim. Özellikle Besleme aşaması bir hayli alt segmentlere ayrılabilir ama ben senin için olabildiğince basite indirgemeye çalışacağım.

    CEZBETME AŞAMASI

    Evvela ‘cezbetme’ aşamasından ve bunun senin için nasıl çalışabileceğinden bahsedelim.

    Yazımın başında senin için “en ideal müşteri” tipinden söz etmiştik hatırlarsan. Ürününü satın alması en olası kişiler. İşte bu aşama bu insanlara sıcak bir karşılama sunduğumuz ve onları öncelikle kendi dünyamıza getirmeyi amaçladığımız kısımdır. Her şeyin başladığı yer, en önemli nokta!

    Bunun için yüzlerce farklı yol vardır ama ben temel olarak birkaç tanesinden bahsedeyim.

    Öncelikle aklında bulundurman gereken konu şu olmalı: Henüz kimseye bir şey satmaya çalışmıyoruz. Bu internette iş yapmak isteyen bir dünya girişimcinin ilk ve en büyük hatayı yaptıkları nokta oluyor. Unutmay; burada reklam ya da satış yapmıyoruz. Hedefimiz bu değil. Peki hedefimiz ne?

    Hedefimiz yalnızca potansiyel müşterilerimizin dikkatini çekmek.

    İşte size Cezbetme aşamasında işe yarayacak birkaç taktik:

    • Sosyal medya (ücretsiz)
    • Sosyal medya (ücretli)
    • Blog yazmak
    • Doğrudan erişim

     

    Satış Hunisi – Cezbetme Aşaması 1. Taktik: Sosyal Medya (Ücretsiz)

    Sırf paylaşımlarını beğendiğin için takip ettiğin Instagram hesapları var değil mi? Evet, hepimizin, herkesin var elbette. Belki komik, belki politik içerikli…

    Ne tür bir sayfa olursa olsun, içeriklerini beğendiğini fark ettin. Bir şekilde senin dikkatini çekmeyi başardılar; seni cezbettiler.

    İşte senin de cezbetme aşamasında sosyal medyayı kullanma biçimin bu olmalı. Potansiyel müşterileri çekmek üzere Instagram’ı kullanabilirsin. Veya X’te (Twitter) insanlarla bağlantı kurabilirsin. YouTube’da videolar yayınlayabilirsin. Hatta Linkedin’de etkileyici içerikler (makaleler) yazmayı deneyebilirsin, neden olmasın?

    Hangi yolu seçersen seç, önce satış kaygısını bir kenara bırak. Satış yapmayı düşünme.

    Şu anda tek yaptığın şey kendine bir kitle oluşturmaktır; bir izleyici kitlesinin temellerini atıyorsun. Sonra elbette bu kitleyi paraya çevireceksin.

    Artıları: Ücretsiz olması. Ve çok geniş kitlelerle bağlantı kurabilmen.

    Eksisi: Zaman alması.

     

    Satış Hunisi – Cezbetme Aşaması 2. Taktik: Sosyal Medya (Ücretli)

    Instagram’da düzenli olarak postlar paylaşmak ilgi gerektirir. Hele ki YouTube’da yayınlamak üzere videolar hazırlamak elbette yoğun bir emek ve zaman ister.

    İşinle ilgili olarak zamanın senin için daha önemliyse reklamlara bir göz atabilirsin. Instagram, LinkedIn ve X’teki reklamlar senin için tam bir can simididir. Elbette bunun için biraz para harcaman icap eder ama neticede müthiş bir zaman tasarrufu sağlar.

    Sonunda para kazanacaksam elbette işimi geliştirmek için para harcarım diye düşünüyorsan, haklısın. Geleneksel medyanın dudak uçuklatan dev bütçeli reklamlarına göre devede kulak bile kalmayan ücretleriyle sosyal medyayı reklamlara boğabilirsin.

    Hatta bu reklamları senin için yazacak, yönetecek ve takip edip iyileştirecek / geliştirecek profesyonellere bile ödeme yapabilir, bu şekilde reklamlarından en verimli sonuçları elde edebilirsin.

    Ama para kazanmaktan bahsedince yine hatırlatmam gerekiyor ki, şu anda sadece kitleni oluşturuyorsun. Reklam deyince hemen ürün ve hizmetlerinin tanıtımını düşünme, satışa odaklanma. Bunun için henüz erken, o aşamada değiliz.  Unutma, henüz cezbetme aşamasındayız.

    Artıları: Kolaydır. İzlenebilirdir (analitikler). Senden bağımsız olarak çalışabilir.

    Eksisi: Para harcayacaksın.

     

    Satış Hunisi – Cezbetme Aşaması 3. Taktik: Blog Yazmak

    “Her iş ve işletme için bir blog gerekir.” Bunu daha önce kaç defa duymuştun? En azından benim yazılarımı – yayınlarımı takip edenler onlarca defa okumuş – duymuş olabilirler. Yetmez! Yüzlerce kere de olsa söylemeye devam edeceğiz.

    Blogun faydalarından burada bir kere daha bahsetmeye artık gerek yok; bununla ilgili gerek genel olarak internette gerekse benim bloglarımda bir sürü yazıya rastlayabilirsiniz.

    Ama bu şu demek değil: “Ne olursa olsun bir blog açmalıyım.”

    Hayır, kalite her yerde olduğu gibi blogunda da gerekli. Hatta kaliteni en iyi şekilde yansıtman gereken yerlerin başında blog geliyor. Çünkü emin ol sektörünle ilgili seninkinden önce açılmış en az birkaç bin tane daha blog var. Farkını ve kaliteni ortaya koymalısın.

    Söz konusu olan bir izleyici kitlesi oluşturmak ise, bunu kaliteli bir blog kadar iyi yapabilecek başka bir mecra az bulunur.

    Faydalı ve keyifli bir içerik sağladığın blogun ile dünyaya bir değer sunarsın. Ve tekrar tekrar gelerek her geçen gün çoğalan okurlar ile kitleni adım adım büyütürsün.

    Artıları: Tam kontrolü sende olan bir platformdur. Paraya dönüştürmesi kolay ve seçenekleri çok fazladır.

    Eksisi: Zaman ve sabır gerektirir.

     

    Satış Hunisi – Cezbetme Aşaması 4. Taktik: Doğrudan Erişim

    Doğrudan erişim bir blog yazısı ya da reklam yayınlayıp onları görüp tıklayacak, yani amiyane tabirle ‘oltaya takılacak’ kişileri beklemek yerine, bir anlamda potansiyel müşterilerinin karşısına dikilmektir diyebiliriz.

    Özellikle freelance çalışanların işin başlarında uyguladıkları yöntemlerden biridir. Örneğin bir web tasarımcı geliştirilebilecek bir web sitesi görür ve daha iyi bir tasarım ile ilgili ipuçları ya da geri bidirimler vermek üzere site sahibiyle iletişime geçer.

    Faydalı bilgiler içeren bir broşür hazırlayabilir ve bunu örneğin 100 adet potansiyel müşterine dağıtabilirsin. Eline telefonu alıp her gün 15 tane potansiyel müşteriyi arayabilirsin. X veya Instagram üzerinden hedef kitlene dahil olabilecek müşteri adaylarına ulaşabilir ve onlara problemlerinin neler olduğunu sorarak tavsiyelerinle yardımcı olabileceğini söyleyebilirsin.

    Bu taktiği en sona bırakma sebebim elbette cezbetme aşaması için en az tercih edilebilecek seçenek olması. Çünkü özellikle Türkiye’de pek de popüler olmayan bir taktik; zira bizim insanlarımız bunu bir doğrudan satış çabası olarak yorumlayabilir. Ama işi sıkı tutmaya ve sözünü tutarak insanlara gerçekten yardımcı olmaya hazırsan harika sonuçlar elde edebilirsin.

    O yüzden ciddiye alındığında doğrudan erişim taktiği de işine çok yarayacak bir taktiktir. Çünkü herkesin yap(a)madığı bir işi yapıyor olacaksın.

    Artısı: Hedef müşterilerinle anlık ve yakın ilişki geliştirme fırsatı.

    Eksileri: Bir hayli zaman ve emek gerektiren bir çalışma. Uzun süre uygulanması mümkün değil.

    Ve geldik Besleme aşamasına…

    Bu arada bu stratejik çerçeveyi sıfır bütçeyle, adım adım nasıl hayata geçireceğini merak ediyorsan, pratik eylem adımlarını ve ilk 90 günlük planı anlattığım bu yeni rehberi mutlaka okumalısın: Küçük İşletmeler İçin Pazarlama Stratejisi: Başlangıçtan Başarıya Hızlı Rehber

     

    BESLEME AŞAMASI

    Güzel, şimdi bir tür online varlık oluşturdun ve artık hedef kitlenin, potansiyel müşterilerinin dikkatlerini çekiyorsun. Hadi onlara bir şeyler satalım!..

    Yok, daha değil.

    Onların dikkatini bunun için çekmedik; bize gelmeleri için çektik. Çünkü sorunlarından bahsettik, çözümlerimiz olacağını, hatta onlara ücretsiz yardım edebileceğimizi de gösterdik. Şimdi bunu kanıtlama zamanı. Bunu kanıtlarken aynı zamanda hedef müşterilerimize, ürünlerimizin çözdüğü o problemlerden biraz daha ayrıntılı bahsedeceğiz şimdi.

    Mesela yepyeni bir cihaz satıyorsak, bir email serisi (bülten) hazırlayarak burada cihazımızın hangi sorunları çözdüğünü anlatabiliriz. Bu da zaten hedef kitlemizi yavaş yavaş satın alma aşamasına yönlendirecek olan bir süreçtir.

    İşte Besleme aşamasını  güçlü kılan şey de budur. Sadece hedef müşterilerinle adım adım satışa doğru ilerlemekle kalmıyorsun; onlarla en gerekli ve doğru zamanda iletişim kurabilmen için de elinde bir imkan var. Bunu yapmak için çeşitli araçlarımız bulunuyor. Hepsine tek tek değineceğim.

    Şimdi şunlara birer birer göz atalım:

    • Otomatik E-posta Yanıtlayıcıları (Mail Bülteni / email autoresponder)
    • Facebook Grupları
    • Web Seminerleri (webinarlar)

    Mail bültenleri önceden hazırlayıp programladığın e-posta dizileridir. Yazarsın, seçtiğin bir yazılım onları sırayla gönderir, müşterilerin de okur.

    Otomatik e-postalar, yani mail bültenleri bence gerçekten harikadır, çünkü çok iyi çalışırlar. Kitlenle sürekli ve düzenli olarak iletişim kurmanı ve etkleşim içinde kalmanı sağlarlar. Üstelik bunu otomatik olarak yaparlar. Sen sadece en başında bunları güzelce tasarlayıp yazarsın, bir sıraya koyup takvimlendirirsin. Gerisini yazılım halleder.

    Bu yazılımlar Mailchimp, Aweber, GetResponse gibi popüler yazılımlardır. Bu saydıklarımın üçünü de kullandım (şu an Substack kullanıyorum). İleride sana bunlardan da ayrıntılı olarak bahsedebilirim. Ama şimdilik konumuzdan fazla uzaklaşmayalım ve mail bültenlerini hangi amaçla, nasıl kullanman gerektiğinden bahsedelim.

    Besleme aşamasındaydık. Yani hedef kitlemizin dikkatini güzel bir fikir, öneri, yardım sözü vb. ile çektik, onları cezbettik, sitemize / blogumuza getirdik ve email adreslerini aldık. Şimdi yapmamız gereken şey onları her ne ile çektiysek, ilgi duydukları bu konu hakkında tatmin edici bilgi ve yardımı sağlayarak ilgilerini canlı tutmaya devam etmektir.

    Mail bültenini 7 veya 9 adet epostadan oluşan bir dizi şeklinde hazırlayacaksın. Ve bu e-postalarda onlara bültenine kayıt olmaktan memnun kalacakları içerik sağlayacaksın.

    Örneğin bir finans danışmanı isen;

    Kişisel Bütçe Planlaması Nasıl Yapılır adlı bir online kurs sunabilir,

     

    Oyunlar satan bir offline ya da online mağazan varsa;

    Video Oyunlarıyla ilgili En Yeni Haberler ve İncelemeler Mailinize Gelsin diyebilir, ya da

     

    Web Tasarımı yapıyorsan;

    Web Sitenizi Daha Başarılı ve Etkili Kılmanın Yolları adıyla tüm gerekli bilgileri aşama aşama anlattığın bir eposta serisine davet edebilirsin.

     

    Her ne şekilde olursa olsun, ilk adımın sitene ve buradan mail bültenine çekmeyi başardığın hedef kitlene “tatlı havuçlar” sunmaktır. Akabinde onlara örneğin “bir sonraki video oyunu için hemen %20 indirim kazanın” gibi tekliflere geçeceksin. Gayet basit.

    Bunu 7 ya da 9 e-postalık bülten serinin ilerleyen epostalarında, sonlara doğru yapmaya başlayacaksın. Bu esnada sunduğun faydalı ve pratik bilgilerle kitlenin sevgisini ve güvenini kazandıktan sonra…

    Bu yöntem, kendi kendine uygulayabilirsen tamamen ücretsizdir. Satışa dönüştürme ve kazanç oranı ise yüksektir.

    Tek masrafı eposta pazarlama servisine yani az önce yukarıda adlarını saydığım mail bülteni yazılımlarından birine vereceğin aylık ya da yıllık ücrettir. (Substack ücretsiz ve sınırsız; tavsiye ederim)

    Tercihine bağlı olarak ek bir masraf da etkili bir eğitim serisi, bir online kurs ya da mail bülteni eposta dizileri için içerik uzmanlarından alacağın destek için ortaya çıkabilir. Eğitim içeriklerini ya da otomatik mail serilerini yapay zeka yardımıyla yazabilirsin.
    AI ile Satış Sayfası Yazmak: 7 Adımda Parayı Kazan

    Artıları: Ücretsiz. Paraya dönüştürmesi kolay. Ve karlı.

    Eksileri: Sürekli kaliteli içerik üretmek için biraz pratik yapman gerek; asla tamamen yapay zekaya yaslanamazsın.

     

    Facebook Grupları

    Orada topladığın insanlara sürekli faydalı bilgiler ve pratik ipuçları ile tavsiyeler verebiliyorsun. Sorunları ile bire bir ilgilenebiliyor, çözümler sunabiliyorsun. Bu çok iyi.

    Ayrıca ürünlerle ilgili geri bildirimler almak veya müşterilerinizin karşılaştıkları problemleri sormak için de mükemmel bir yer. Bu da çok iyi.

    Ama Facebook gruplarının daha da harika bir tarafı var.

    Burada artık kitleni daha yakından tanıyor, her birinin kimler olduklarını iyice biliyorsun. Ve bu da “dönüşüm” zamanı geldiğinde, yani senden bir şeyler satın almaya hazır olduklarında onları Meta reklamlarınla hedefleyebiliyorsun. İşte bu tam bir altın vuruş fırsatı!

    Kitlenle olabildiğince etkileşim kur, onlarla iletişim halinde kal. Sorular sor, anketler yap, onları dinle, mesajlarını ve paylaşımlarını dikkatle takip et.

    Bu yöntem de Facebook’un bize sunduğu ücretsiz fırsatlardan biridir. Özellikle de yakın ilişki açısından psikolog, kişisel koç / mentor, danışman, eğitmen ve sanatkarlar gibi meslek uzmanları için birebirdir.

    İlgili Yazı: İngilizce içerikli Entrpreneur sitesinin konu hakkında ayrıntılı bilgiler sunan “5 Benefits of Creating a Facebook Group for Your Business” (İşletmeniz için bir Facebook Grubu Oluşturmanın 5 Faydası) başlıklı makalesinden de faydalanabilirsin.

    Artıları: Ücretsiz. Satış potansiyeli oldukça yüksek.

    Eksileri: Sosyal medya uzmanlarına grubu yönettirebilecek olsan da senin de grubu yakından takip etmen gerekiyor. Çünkü insanlar en çok “seninle” görüşmek isterler. Bu yüzden zaman ayırman gerekir.

     

    Web Seminerleri (Webinarlar)

    Web seminerleri zaman açısından sana tasarruf sağlarken, kitleni hala ‘besleyebilmene’ yardım ederler. Bir web seminerinde insanlarla doğrudan iletişim kurarak tıpkı Facebook gruplarında olduğu gibi sorularını cevaplayabilirsin.

    Ayrıca kaydedilmiş web seminerleri ile de yeni potansiyel müşteriler kazanma şansın da var. Bir eposta yemi olarak daha önceden kaydedilmiş bir web seminerini ortaya koyar ve “bu web seminerini izlemek / indirmek için eposta adresinizi girin ve mail bültenimize kaydolun” diyebilirsin.

    Böylece besleme aşamasına almak ve zamanı geldiğinde satışa dönüştürmek üzere bir tane daha e-posta adresi (potansiyel müşteri) elde etmiş oldun.

    Artıları: Gayet kişisel. Ayrıntılı (hedef kitle için çok faydalı) olduğu için cazibesi yüksek. Otomasyon imkanı da var (ücretli).

    Eksileri: Video için donanım ve teknik bilgi gerektiriyor.

     

    DÖNÜŞÜM AŞAMASI

    Eveeet, sonunda geldik merakla beklediğin yere. Tatlı paracıkları kazanma zamanı.

    Hazır mıyız?

    Burası belki de sandığınızdan çok daha kolay… Yapman gereken tek şey şu:

    Satın almalarını iste!

    Evet. Bu noktada artık müşterilerine her türlü faydalı bilgiyi sunmuş durumdasın. Onlara indirmeleri / izlemeleri için web seminerleri verdin, emailler yoluyla sorunlarını çözdün, Facebook’ta sorularını cevapladın…

    Şimdi tek yapman gereken şey onların problemlerine yönelik bir çözüm sunmak. Üzerinde markanın adının yer aldığı bir çözüm bu!

    İşte bu çözümün gerçekleşeceği zeminler:

    • Satış sayfası
    • Ücretsiz danışmanlık
    • Reklam

    Pazarlama Stratejileri – Dönüşüm Aşaması 1. Yol: Satış Sayfası

    Kitlen otomatik mail serindeki son epostayı da okudu. Şimdi ne olacak?

    Satışı burada teklif edebilirsin. Trendyol, Amazon, N11, Hepsiburada veya herhangi bir platformdaki dükkanına ya da doğrudan web sitendeki ürün/hizmet ödeme sayfana işaret edebilirsin. Bu şekilde birkaç satış gerçekleştirebilirsin.

    Ama bunun yerine onları neden tam anlamıyla özel olarak satış yapmak üzere hazırlanmış bir sayfaya yönlendirmeyesin?

    Bu sayfa bir tür broşür gibidir. Baştan sonra satışa yönelik bir dizaynı ve anlatımı vardır.

    Yukarıdaki web tasarımcımızın örneğine gidelim. Bültenindeki son emailde okurlara şunu söyleyebilir: “Sizin için sadece 1 günde harika bir web sitesini nasıl tasarladığımızı görmek için tıklayın!”

    Bu bağlantıya tıkladıklarında okurlar kendilerini bir satış sayfasında bulacaklar.

    Bu sayfa onlara örneğin zamanın öneminden bahsedecek ve iyi bir site için hızlı tasarımın avantajlarını özetleyecek… kaliteli bir web sitesi tasarımı için profesyonel desteğin gerekliliğini kanıtlayacak… senin önceki müşterilerin için hazırladığın muhteşem web sitesi tasarımı örneklerini ve bu sitelerin sahiplerinin başarısına katkılarını özetleyecek… ve özel olarak formüle edilmiş türlü taktiklerle okuyanlara “ben de bunlara web sitemi bir an önce yaptırmalıyım” dedirtecek.

    Her şey bir tek tıklamayla başlayacak ve web sitenin yeniden incelenmesi, referanslarının okunması, belki biraz da önceki tasarımlarına bir göz atılması süreci sonunda sana bir mail / iletişim mesajı gönderilmesi ile son bulacak.

    Gerisi fiyatların ve iletişim biçimine kalmış. Elbette politikan ve çalışma koşullarınla müşterini etkileyeceksin; bu senin her zamanki satış sonlandırma sürecin. Ama buraya gelinceye kadar hedef kitlenle güvene dayalı müthiş bir ilişki geliştirdin ve onu en az yarı yarıya ikna etmiş olarak karşına çıkardın.

    Hemen bir tane satış sayfası edinmeye bak. Çok faydalarını göreceksin!

    Bu aynı zamanda pek çok online pazarlama danışmanının da tercih ettiği satış yapma yöntemidir. Çünkü koşullara göre satışları artırmak üzere dilediğin zaman sayfayı düzenlemeye ve geliştirmeye devam edebiliyorsun.

    Artıları: Daima güncellenebilir. Harika bir son adımdır. İzlenebilir (Google Analytics)

    Ekisleri: Maliyetli olabilir.

     Okuma tavsiyesi, ilgini çekebilir: 2026’da Dijital Pazarlama: Kazanman İçin 7 Trend

    Pazarlama Stratejileri – Dönüşüm Aşaması 2. Yol: Ücretsiz Danışmanlık

    Satışlarını telefon yoluyla yapmayı tercih edebiliyorsan o zaman satış sayfası şart değildir. Ücretsiz bir danışmanlık sunmak can alıcıdır. Her türlü itiraz ve tereddütleri gidermek ve müşterin için en doğru tercihin senin ürünün olduğunu kanıtlamak üzere bu fırsatı kullanabilirsin.

    Eğer işletmenin sunduğu pahalı veya özel bir ürün ya da hizmet ise bu hamlenin daha da işine yarar bir hamle olacağını söyleyebilirim. Çünkü muhtemelen senin ürününü ya da hizmetini satmak için izahat ve ikna gerekecektir.

    Artıları: Daha ikna edici bir yöntem olabilir.

    Eksileri: Zaman alıcıdır. Daha iyi bir bütçe (örn. bir satış ekibi) gerektirir.

     

    Pazarlama Stratejileri – Dönüşüm Aşaması 3. Yol: Reklam

    Dönüşüm aşamasındaki reklamlar Cezbetme aşamasındaki reklamlardan çok daha farklı görünürler. Cezbetme aşamasındaki reklamların;

    • Çok geniş hedeflidir ve
    • İnsanları satış hunine çekmeyi amaçlar.

    Dönüşüm aşamasındaki reklamların ise;

    • Çok özel bir kitleyi hedefler
    • İnsanların cüzdanlarını açmalarını amaçlar.

    Burada senin ne yaptığını ve nasıl yardımcı olacağını zaten bilen müşterileri hedefleyeceksin. Bunu da birkaç şekilde yapabilirsin.

    En beğendiğim yöntemlerden birisi yeniden hedefleme reklamlarıdır; siteni daha önce ziyaret etmiş kullanıcılara gösterilen reklamlardır bunlar. Ayrıca reklamların için özel kitleler oluşturmak üzere e-posta veya Meta kimliklerini de kullanabiliyorsun.

    Artıları: Kolay olması. İzlenebilir olması (analizler). Otomatik (senden bağımsız) çalışması.

    Eksileri: Bütçesi (lakin bu tercihlerine göre pahalı da olabilir, ucuz da).

    Satış Hunisi için İnce Ayar

    Şimdi senin için bir örnek satış hunisi oluşturalım. Ama önce şunu söylemek isterim ki yukarıda şimdiye kadar bahsettiklerim inanın bu işin sadece temelleridir. Ben burada seni sıkmamak adına olabildiğince basit ve yüzeysel olarak aktarmaya çalıştım.

    Özellikle yurtdışında, Amerika ve Avrupa’daki akıllı ve tecrübeli işletmeler satışlarının çoğunu elde etmek üzere dönüşüm hunilerini olabildiğince hassas bir şekilde kurguluyorlar; adeta bir ince ayar yapıyorlar.

    Bir dönüşümün ardından ‘upselling’ denen satışları artırma, ek satışlar gerçekleştirme gibi opsiyonlar var. Ayrıca dönüşüm gerçekleşmezse (yani huninin sonuna ulaşan hedef müşteri satın alma gerçekleştirmezse) onu yeniden satış hunisine gönderen kurgular söz konusu.

    Yani bu satış hunisi ya da dönüşüm hunisi dediğimiz şey gerçekten bir harika! Doğru tasarlanıp iyi uygulandığında gerçekten satışlarını olumlu yönde etkileyecek çok güçlü bir araç.

    Evet, şimdi sana örnek bir satış hunisi tasarlamaya geçebiliriz.

     

    Bir Küçük İşletme için Örnek Pazarlama Stratejisi

    İşletme: Silky Women

    Ürün: Silky Pro IPL Tüy Alma Cihazı

    Hedef Müşteri Kitlesi: 20 – 45 yaş aralığında, orta gelir seviyesinin üzerinde, çalışan ya da ev hanımı olan kadınlar. Çalışanların da çalışmayanların da aktif bir hayat tarzları vardır. Etkinlikten etkinliğe ya da toplantıdan toplantıya koşarlar. İş seyahatleri de yapabilirler. Dış görünümlerine önem verir, fiziklerine ve giyimlerine özen gösterirler.

    Örnek Pazarlama Stratejisi Cezbetme Aşaması

    Silky Women’in bir Facebook sayfası var; orada tüy sorunları ve çözümleri, güzellik ve cilt bakımı ile alakalı bilgiler paylaşıyor. Bunlarla ilgili pratik bilgiler, ipuçları ve tavsiyeler veriyor. Aralıklı ve düzenli olarak takipçileriyle bu araçlar için indirim kodları ve kuponlarını paylaşıyorlar.

    Eş zamanlı olarak Silky Women kadınlara çeşitli konularda faydalı bilgiler ve tüyolar sunan bir blog kullanıyor ve blogunda her hafta cilt bakımı, moda, güzellik, beslenme gibi konularda şaşırtıcı, ilgili uyandırıcı ve günlük hayatlarındaki sorunlara çözümler bulan içerikler sunuyor.

    Örnek Pazarlama Stratejisi Besleme Aşaması

    Silky Women Facebook sayfasında okurların rutin olarak Women’s Club olarak adlandırdığı mail bültenine katılmaları isteniyor. Bu bültende haftalık epostalar gönderilen aboneler için ekstra ipuçları, tavsiyeler ve firmanın ürünleri için özel indirimler sunuyor.

    İşletme blogunda da ziyaretçiler yine bu bültene katılmalarını isteyen bir “Hoş Geldiniz Mesajı” ile karşılanmaktalar.

    Örnek Pazarlama Stratejisi Dönüşüm Aşaması

    Silky Women’den yedi e-posta aldıktan sonra, okurlara indirim kodu gönderilir.

    “Bugün kayıt olun ve hem Silky Pro IPL Tüy Alma Cihazını %10 indirimle alın, hem de aylık özel yayınımız “Womens’s Club Magazine”e ücretsiz sahip olun. Her ay yeni öneriler ve bilgilerle trendleri yakalayabilir, hem de tüy sorunlarınızdan kalıcı olarak kurtulabilirsiniz. Women’s Club Magazine’e bayılacaksınız.”

    Özet: Freelancer’lar ve Küçük İşletmeler için En Başarılı Pazarlama Stratejisi

    Hep anlattığım bir şey vardır. Tüm bu yukarıdaki hikayeyi özetleyen bir strateji özeti:

    İnternette para kazanmanın iki aşamalı bir yolu vardır:

    1. Kitle Oluşturun
    2. Onlara satış yapın.

    İnsanların ilgilerini çekmezsen kitle oluşturamazsın.
    Kendini sevdirmeden kitleni koruyamazsın.
    Kitlen olmadan satış yapamazsın.

    İnsanlar seni tanımadan senden bir şey satın almazlar. Hatta tanımaları da yetmez, seni sevmeleri ve sana güvenmeleri gerekir. Bu güveni bina ettiğin zaman sağlam bir kitlen var demektir. İnternette satış ve başarı için en büyük güç budur.

    İnternet ortamında satış yapmak gerçek dünyaya göre hem daha zor, hem de daha kolaydır: Bu tamamen nasıl davrandığınla ve stratejinle alakalıdır.

    Dışarıdaki gibi hızlıca satışa meyletmek istersen hızlıca kaybedersin. Online dünya insanların başkalarına her geçen gün daha da zor güven duydukları bir ortamdır.

    Güven duymazlarsa seni dinlemezler. Kolayca geri düğmesine ya da sağ üst köşedeki kırmızı çarpıya basıp bir daha geri gelmemek üzere çıkıp giderler. Bu kadar basit.

    Ama yukarıda anlattığım yollarla, taktikler ve stratejilerle onların gönlünü kazanmak da bir o kadar basit. Özetin özeti şudur:

    Facebook, Instagram, Linkedin ve blog aracılığıyla potansiyel müşterileri kendine çek.

    Bu hedef (potansiyel) müşterileri bir e-posta listesi (mail bülteni) kullanarak besle.

    Ve müşterilerini bir satış sayfasıyla dönüştür.


    400+ kişinin arasına katıl; mail listeme kaydol, hem hediyelerini indir, hem de haftalık ücretsiz bültenimden faydalan. Mail bültenimde her hafta gönderdiğim kısa maillerle pratik ipuçları, faydalı bilgiler ve haberler paylaşıyorum.
    Kazandıran Kelimeler Mail Bülteni

  • 2020’de SEO ve Google’da Yükselmek için (Kanıtlanmış) Taktikler

    2020’de SEO ve Google’da Yükselmek için (Kanıtlanmış) Taktikler

    2020’de SEO ile Google’da yükselmek ve arama sonuçlarında zirvelerde yer almak istiyorsanız bunu iyi okuyun.

    İşiniz için internette sayısız sınırsız fırsat vardır. Pek tabi bulunabilirseniz. Göz önünde olabilirseniz. 2020’de SEO üzerine yapacağınız çalışmalar ve dikkat edeceğiniz bazı ayrıntılar ile bu görünürlüğü elde etmeniz zor olmayacak. Google’da yükselmek için taktikler paylaşacağım bu yazı hoşunuza gidecek; o yüzden hiç vakit kaybetmeden dalalım konuya..

    Arama sonuçlarında gözünüzü en tepeye mi diktiniz? Güzel. Öyle de yapmalısınız tabi ki akıllı bir işletmeci olarak. Çünkü sonuçta fırsatlar orada. Satış, müşteri, potansiyel müşteri, bulunurluk, karizma, tanınma, görüntülenme, daha çok trafik, şöhret, marka inşası… Hepsi orada!

    Google birinci sayfa şehrin en büyün AVM’si gibi. İlk üç sıra da o AVM’nin en canlı köşesinde yer alan en büyük ve en göz alıcı mağazaları… Elbette en fazla insanın uğradığı yerler.

    Dünyanın en yüksek ücretlerini kazanan mühendisleri, Google’ın arama sorgularında insanlara sıralayacağı sonuçları belirlemek üzere algoritmalarını sürekli değiştiriyor, geliştiriyor, güncelliyor. Tabi ki bu 2020’de de devam edecek.

    Evet, algoritmalar her zaman değişiyor ama özünde olan hep aynı. İşin temelleri aynı kalıyor. Sistemle oynayamazsınız, onu kestirmelerle aşamazsınız. 2020’de SEO yarışında önde olmak için de yine her zamanki gibi “çalışmak” gerekiyor. Hilelere değil, işi layıkıyla yapmaya odaklanmalısınız.

    İşin doğrusu dostlar, arama motoru optimizasyonu denen şeyi anlamak ve öğrenmek kolay değil tabi ki. Öyle bir çırpıda olacak şey değil en azından. Hele ki Google’ın sürekli güncellenen algoritmalarını ve yüzlerce kurallarını da işin içine katarsak tabi ki baya kafa karıştırıcı bir iş.

    Google’da Yükselmek İçin İlk Önce Benimsemeniz Gereken Bir Şey Var.

    Ama şu var ki 2020 yılında SEO konusunda başarılı olmak adına yapılabilecek en güzel şey, 2019’da da 2018’de de yapılabilecek en güzel şeyi yapmakla aynıdır. Ve tabi 2021’de de… Neymiş o?

    Değer üretmek.

    2020’de SEO adına, hedef kitleniz için faydalı içerik üretmeli, insanlara anahtar kelime yığınları değil kıymetli bilgiler sunmalısınız.

    Zamanınızı ve emeklerinizi insanlara gerçek değer sunmak üzere harcamalısınız.

    Bu atom fiziği değil yahu; her gün, her ay, her mevsim, daima yapmanız gereken şey. Ben söylemekten bıkmayacağım. Lütfen kimse de okumaktan bıkmasın. Çünkü bazı tipler gölgeli, şüpheli, karanlık işleri pek bir sever. Siz bu taktikleri kullanmaya çalışmayın. Değer sunun. Google salak değil, o da sizin değerinizi anlar ve sizi yukarılara, layık olduğunuz yerlere taşır.

    Bizim toplumun azıcık genlerinde var gibi sanki bu dürtü. Hep bir kısa yoldan çözme işi, hep bir hinlik… gerek yok. Uzun vadede zarar edersiniz.

    Peki bu kadar beylik laftan sonra biraz daha somut önerilere geçelim.

    Nedir peki bu değer üretme ve değer sunma işi? Nasıl gerçek değer üreteceğiz ve bu ne anlama geliyor?

    Tamam, en güzel şekilde açıklamak için size bir hikaye anlatalım ve bu hikayedeki örnekle durumu özetleyelim.

    Farz edin ki yepyeni bir işe başladınız. Ödenek lazım ve bunu temin etmek için bir bankaya gittiniz. Bankacıyla oturup muhteşem fikrinizi anlattınız. İş modelinizi etraflıca açıkladınız. Hatta ona “harika iş planınızı” bile sundunuz…

    Filanca sektörde yer alacağınızı ve en titiz, en zeki müşterileri bile etkileyebilecek mükemmellikte tasarladığınız ürününüzü nasıl satacağınızı bir güzel anlattınız.

    Ve nihayet bankacıya bir milyon liralık minik bir krediye ihtiyacınız olduğunuzu söylüyorsunuz. Bankacı size boş bir ifadeyle bakıyor… Sonra sinir bozucu bir sessizliğin ardından size işletmenizin son 2-3 yıldaki mali durumunun ne olduğunu soruyor.

    Son iki – üç yıldaki mali durum mu? Nasıl yani? Biz işe daha yeni başlıyoruz diye geçiriyorsunuz içinizden. Bizim mali durumumuz falan yok, işe yeni başlıyoruz. Görmüyor musunuz, bu ürün ekmek dilimleme makinasından sonraki en harika buluş! Bunu desteklemeyecek misiniz?

    Bankacı hiç üzgün görünmeyen bir ifadeyle size “üzgünüm” deyince kendinizi kapıda buluyorsunuz.

    Bu hikayede bankadan kredi isteyen “siz” yani web siteniz, yeni olduğunuz için size o krediyi veremeyen “banka” yani Google’a karşı yalnız değilsiniz.

    2020’de SEO’da Başarılı Olmak ve Google’da Yükselmek için Sabırlı ve Israrcı Olmak Zorundasınız.

    2020’de SEO ile alakalı iyi sonuçlar almak isteyen pek çok kişi aslında işe yeni başlıyor olacaklar. Çok kısa bir süre önce açtıkları yeni web sitesinin anahtar kelimelerinin ne kadar yüksek bir rekabete sahip olduğundan pek haberleri olmayacak. Sonra devam eden altı ay boyunca önlerine gelen ne varsa deneyecekler, sıralamada yükselmek için her şeyi yapacaklar ve nihayet havlu atıp ücretli reklamlara dönecekler.

    Ha, bu arada elbette ücretli reklamlar çok iyidir. Bir satış hunisi oluşturursunuz, sonra Facebook, Google ve YouTube reklamları verirsiniz… ve ‘tam olarak sizin sattığınız şeyi almak isteyen müşterilere’ ürününüzü anlatır, teklifinizi sunarsınız. Bu internette para kazanmak için en etkili yollardan birisidir.

    Peki, ama bunu yapmak öyle kolay mı sanıyorsunuz? Neden herkes internette Google reklamlarıyla tonla satış yapıp para basmıyor o zaman? Tabi ki bu işin bir sürü değişkeni, metrikleri, ölçümleri kıstasları vs. var. Bir süre denedikten sonra parasını çöpe atıyormuş gibi hisseden ne kadar çok işletmeci var biliyor musunuz?

    Peki ya aynı teklifi insanlara para harcamadan, bedava sunabilseniz nasıl olurdu? Çok daha iyi olmaz mıydı? Hem de sürekli. Reklamlarda parayı kestiğiniz zaman musluk da kesilir öyle ya. Burada kesilmez!

    Yahut daha da güzelini söyleyeyim size; o reklamlara ayırdığınız bütçe ile bugüne kadar yaptıklarınızın çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Harcamanızın karşılığında aldığınız yatırım geri dönüşünü üçe katlayabileceğiniz bir çalışmadır arama motoru optimizasyonu.

    O yüzden özellikle 2020’de SEO’nun sizin için yapabilecekleri, keyfinizi yerine getirebilecek türden şeylerdir. Peki bu nasıl işe yarıyor? Google’da yükselmek hatta arama sonuçlarını domine etmek, zirveye çıkmak ve rekabetten sıyrılmak için kurallar nelerdir? Neler yapmak lazım?

    SEO’nun İki Temel Kolonu

    SEO yani arama motoru optimizasyonu yaparken kullanmanız gereken belli başlı kurallara geçmeden önce şu iki temel kolonu anlamalısınız, evet evet binaları taşıyan kolonlardan bahsediyorum. Daha güzel bir isim bulamadım ne yapayım! Google arama algoritmalarının ilk günlerine doğru bir yelken açarsak, PageRank diye bir şey keşfederiz. Hatırlayacaksanız, PageRank, Google arama motorunun üzerine kurulu olduğu orijinal algoritmaydı.

    Bakın ne oldu.

    Sanal Google robotları (örümcekler de deniyor) linkten linke (yani bağlantıdan bağlantıya) gezerek bütün bir webi taradı. Ve nihayetinde sanal bir ağı, bir başka deyişle ‘webi’ gezerek tüüümm interneti keşfetmiş oldu. Bulduğu herhangi bir sayfaya ne kadar fazla link yani bağlantı gidiyorsa, Google o sayfaya daha fazla önem veya ‘alaka düzeyi’ atfediyordu. Haliyle daha fazla bağlantı ve daha fazla alaka düzeyi, arama sonuçlarında daha yüksek bir sıralama anlamına geliyordu.

    Eh.. o günler geride kaldı ve şimdi her şey çok değişti. Bugün olay sadece bağlantılarla ilgili değil. Bağlantılar hala bir yere kadar önemli ama Google’ın sitelerin sıralamasını belirlerken dikkate aldığı çok daha fazla konu, uyguladığı çok daha fazla teknik ayrıntılar var.

    Ve yine söylüyorum, Google algoritmaları ne kadar değişirse değişsin, hep aynı kalan bazı temel konular var. İşte ben bunlara iki temel kolon diyorum:

    1. SEO Kolonu – Otorite

    Otorite dediğimiz şey zaman içinde oluşturulan bağlantıların kalitesi ve hacmi ile alakalıdır. Bir web sitesinin ne kadar otoritesi fazla olursa, bağlantı akışı da o kadar fazla olabilir.

    Otorite değerini SEMRush veya MozBar gibi araçlarla değerlendirebilirsiniz.

    Bu iki araç bir alan adının ne kadar otoriteye sahip olduğunu ölçmek üzere Alan Adı Otoritesi ve Alan Adı Skoru ölçütlerini kullanırlar. Ama puanların hiçbir zaman tam güncel olmayabileceğini aklınızda tutun. Çünkü SEO’nuzda yaptığınız değişiklik ve iyileştirmelerin sonuçlarını anında değil, haftalar hatta aylar sonra görebilirsiniz.

    2. SEO Kolonu – İçerik

    2020’de sıralamalarda yükselmek için bir web sitesinde içerik fazlasıyla önemlidir. Zaten içeriğin önemi her geçen gün daha da artmıştır ve artmaya da devam etmektedir. Biz içerik önemli dedikçe kolaycılığa her alanda alışmış olan firmalar ve web sitesi sahipleri burada da işin en kolay ve en ucuzuna kaçarak, sitelerini bir içerik fabrikasından çıkmışçasına tekdüze, anahtar kelimelere boğulmuş ve güya SEO uyumlu, kalitesiz seri üretim yazılarla doldurdular.

    Bugün içeriğiniz iyi bile olamaz; hiç kusura bakmayın ama artık mükemmel olmak zorunda. Ziyaretçiye ulaşmalı, ona hitap edebilmeli, bir şeyler sunmalı, boş laf değil. Arka arkaya yazılmış ve içerine anahtar kelimelerin tıkıldığı şişirme metinler, okuyana hiçbir şey kazandırmayan, yeni bir şey öğretmeyen, klişeleri tekrarlayan yazıların size de hiçbir şey kazandırmayacağını lütfen artık anlayın. Bu gerçeği kabullenmek zorundasınız.

    Tekrar ediyorum; Google salak değil. Siz bu işe ne kadar değer verirseniz o da size o kadar değer verir. Okurlarına, ziyaretçilerine değer vermeyen, katkı sağlamayan, oyunu kurallarına göre oynamak yerine hep sözüm ona ‘uyanıklık’ yapmaya çalışanların gözünün yaşına bakmıyor işte.

    Google’ı bırakın, sizin sitenizi ziyaret eden hiç kimse salak değil. En azından siz onlara bu muameleyi yapamazsınız. Ziyaretçilerinize değer vermeli ve bunu onlara değer sunarak göstermelisiniz. İnsanlara kalite sunmalısınız.

    İçeriğiniz için yatırım yapmalısınız; tıpkı diğer pek çok şeye yaptığınız gibi ciddiye alarak yatırım yapmalısınız. Ne kadar kaliteli içerik, o kadar iyi sıralama… o kadar çok ziyaretçi ve potansiyel müşteri demektir.

    2020’de SEO’ya hakim olmak istiyorsanız, uymanız gereken bir sürü kural bulunuyor tabi ama birkaç tanesi var ki ben bunlara özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Arama sonuçları sayfasının en tepesine çıkmak istiyorsanız bu kuralları dikkate almak zorundasınız.

    Google’da yükselmek için site hızı önemlidir.

    2020’de SEO 1. Kural: Sayfa Hızınızı Tespit Edin Ve iyileştirme Gerekiyorsa Hiç Zaman Kaybetmeden Gerekli iyileştirmeleri Yapın/Yaptırın.

    Alanınız için gereken iyileştirme alanlarını belirlemek için Google’ın Sayfa Hızı Analizleri (Page Speed Insights) aracını kullanın. Sitenizin sayfa hızında önemli ölçüde artış elde edebilirsiniz; bu da arama sonuçlarındaki görüntülenme oranlarınızda şaşıracağınız boyutlarda bir artış sağlayabilir. Bu arada Google’ın aracı dışında Pingdom, GTMetrix, Varvy gibi araçları da kullanabilirsiniz.

    Sayfa hızınızı artırmak üzere iyileştirmeniz gereken alanlar şunlardır:

    • sunucunun yanıt süresini kısaltmak
    • sitenin en üst kısmında yer alan ve işlemeyi engelleyen CSS ve JavaScript’leri ortadan kaldırmak
    • sunulan sayfa öğelerinin hızlarını artırmak için tarayıcıda önbellekleme özelliğinden yararlanmak
    • JavaScript, CSS ve HTML’nizi olabildiğince küçültmek
    • GZip gibi sıkıştırmaları etkinleştirmek
    • tüm görselleri optimize etmek (Compressor gibi araçlardan faydalanabilirsiniz)

    2020’de SEO 2. Kural: İçeriğinizi Hızlı Bir Şekilde Sunmak için Mümkünse Alan Adınız Ve DNS’iniz için Bir CDN (Content Delivery Network – İçerik Dağıtım Ağı) Kullanın.

    İçerik dağıtım ağlarını (CDN’ler) kullanmak, nerede olursanız olun içeriklerinizi kullanıcılara hızlı bir şekilde sunabilmek açısından çok önemlidir. CDN’lerin çok basit ama müthiş pratik bir çalışma mantığı vardır. İçeriğinizi yansıtarak dünyanın her yerinden birden çok sunucuya yayar, ardından bu içeriği en yakın sunucudan ziyaretçiye sunarlar.

    2020’de SEO 3. Kural: Değer Katan Faydalı İçerikler Oluşturun.

    Harika içerikler oluşturmalısınız. Her zaman. Ve bunu yaparken sakın işin kolayına kaçmaya, kısa veya ucuz yollardan halletmeye çalışmayın. Gerçekten sadece kendinize zarar verirsiniz. Google’ın kaliteli ve faydalı içeriği diğerlerinden ayrıt etme yeteneği her geçen gün daha da mükemmelleşiyor. Merdiven altı taktiklerle sistemle oynayanların sözlerine kanmayın.

    Sadece kaliteli içeriğe odaklanırsanız bu çabanız sitenize yansıyacak ve trafiğiniz artacaktır. Bu mükemmel içerik ziyaretçilerinizle etkileşime girecek ve onları paylaşmaya teşvik edecektir. Genel olarak, içeriğinizi oluştururken şu öğelere odaklanın:

    • Asla 1.000 kelimeden daha kısa içerik yazmayın. Mümkünse 1.500 – 2.000 kelimeyi hedefleyin.
    • Hem dahili bağlantılardan hem de alakalı “giden bağlantılardan” oluşan sağlıklı bir bağlantı yapısı oluşturun.
    • Tüm kaynaklarınızı belirtin, kaynak göstermeden alıntı vs. kullanmayın. Verdiğiniz bilgileri istatistiklerle ve örnek vakalarla destekleyin.
    • İçeriğinizi bölümlere ayırarak okumayı kolaylaştırın.
    • Birincil fotoğrafınız olarak alakalı ve yüksek kaliteli görseller kullanın.
    • Dengeli bir anahtar kelime kullanımından faydalanın. Ne eksik, ne aşırı.
    • Bir sorunu çözmeye yardımcı olan eğitici içerikler oluşturmayı unutmayın.
    • Elbette arama motorlarını dikkate alacaksınız ama esas olarak içeriğinizi insanlar için yazın. Bunu yazılarınızı olabildiğince doğal ve organik hale getirerek yapacaksınız.

    2020’de SEO 4. Kural: Farklı Cihazlarda Mobil Yanıt Verebilirlik Ve Mobil Kullanılabilirliği Sağlayın.

    Bugün mobil aramalar, masaüstü aramaları çok geride bıraktı. O yüzden web sitenizin mobil cihazlarda iyi görünmesine ve kullanışlı olmasına odaklanmanız gerekiyor. Sitenizin mobil cihazlar için optimize edildiğinden emin olmalısınız. Sitenizin tüm platformlarda kolayca kullanılmasını sağlamak için zaman – emek – bütçe ayırmalısınız.

    2020’de SEO 5. Kural: Kullanıcı Deneyimini Geliştirmeye Odaklanın.

    Gerçekten, mükemmel bir kullanıcı deneyimi oluşturmanız gerekiyor.

    “Yahu, kullanıcı deneyimi de nedir arkadaş? Her yerde duyuyorum bunu!..”

    🙂 Söyleyeyim, en basit tanımı istiyorsunuz değil mi? Tamam gayet basit; kullanıcı deneyimi sitenizin kullanımını kolaylaştırmak anlamına gelir. Örneğin gezinmeyi kolaylaştırmak!

    Doğru içerik türlerini aramayı ve keşfetmeyi kolaylaştırın. İşte size nasıl yapacağınıza dair birkaç öneri:

    • Menü bölümlerinde “kırıntılar” denen yönlendiricileri (kısayolları) kullanmak
    • Siteye hızlı site içi arama yerleştirmek
    • Web sitenizde grafikleri dengeli kullanmak (aşırıya kaçmamak)
    • Ana menüyü kullanımı kolay hale getirmek
    • Tüm içeriğinizi etiketlere veya konu başlıklarınıza göre kategorilendirmek
    • Fazla pop-up kullanmaktan kaçınmak

    2020’de SEO 6. Kural: Etkileşimleri Artırmak için Video, Ses Dosyaları / Podcast içerikleri Ekleyin.

    2020’de SEO için ses dosyaları (podcastler)

    Bugün dünya internet ağında inanılmaz sayıda web sitesi var ve etkileşim çok büyük oranlarda. Haliyle Google, kullanıcıların web sitenizde geçirdiği süreyi dikkate alıyor. Sitenizde ne kadar yararlı ve ilgi çekici içerikler varsa insanlar da sitenizde o kadar uzun süreler geçiriyorlar. Bu gayet basit bir çıkarım, öyle değil mi?

    Şimdi, burada kritik nokta elbette kelimelerin gücünü ve uzun biçimli içerikleri kullanmanız gerektiği. Ancak, bu içeriği video, ses ve podcast ile de desteklerseniz içerik zenginliği elde etmiş olacaksınız. Ki bu da ortalama sayfada kalma süresi ve genel oturum süresi gibi istatistiklerinizi yükseltecektir. İşte, Google’ın dikkatini çekeceğiniz bir artı puan daha kazandınız.

    2020’de SEO 7. Kural: Anahtar Kelime Çeşitliliği için Latent-Semantik Endeksleme Kullanın.

    Höh? O da ne? 🙂

    Durun, kelimenin tuhaflığına aldanıp sıkılmayın. Çünkü bu gerçekten harika bir şey. Şimdi okuyunca bana hak vereceksiniz.

    Semantik ‘anlam bilimi’ demek. Gizli Semantik Endeksleme (Latent-Semantic Indexing – LSI) ise, Google’ın uzunca bir süredir üzerinde çalıştığı ve halihazırda Hummingbird aramasında kullandığı temel bir teknolojidir.

    Şimdi tanım içinde tanıma girip de konuyu uzatmak ve aklınızı dağıtmak istemiyorum ama konuya daha hakim olmanız için burada bir parça açıklamaya yer vermek gerek ki ifadeler havada kalmasın. Hummingbird, 2013 yılında Google Arama’da önemli bir algoritma değişikliğine verilen kod adıdır.

    Hummingbird adı, sinek kuşunun hızı ve çok keskin hizalaması yani yüksek ‘doğruluğu’ temel alınarak türetildi. Google, Hummingbird algoritması ile doğal dil sorgularına daha fazla önem vermeye, tek tek anahtar kelimelerdense kapsam ve anlamı göz önünde bulundurmaya başladı.

    Google’ın Düşünen Robotları ve Arama Sonuçlarında Yapay Zeka

    Burada müthiş bir şey ortaya çıkıyordu farkındaysanız. Google kullanıcılarını “anlamaya” çalışıyor ve bu şekilde onlara çok daha iyi sonuçlar sunmaya başlıyor. Google bir tür yapay zeka gibi “düşünüp” değerlendiriyor. Karşılaştırıyor ve bazı sonuçlara varıyor.

    Tüm bunlar ile Google’ın ulaşmaya çalıştığı sonuç her zaman aynıdır; temel amacına en uygun şekilde hareket etmek, yani en doğru cevabı vermek. Yaptığı şey ne peki?

    En iyi ve en alakalı arama sonuçları için kullanıcının ne istediğini kullanıcıdan bile daha iyi tahmin edip bulmak!

    Wow.. ya da Türkçesiyle “vay canına”…

    Evet, LSI teknolojisi Google’ın, kullanıcının aradığı şeyi anlayarak alakalı içerik sunmasına izin verir. Belli bir anahtar kelimeye – arama sorgusu terimlerine dayanarak bulduğu içerikleri insanların karşısına sunmak yerine artık bunu yapıyor.

    Hemen örnekleyelim: Mesela “internetten satış yapmak” araması farklı şekillerde de ifade edilebiliyor; “online satış yapmak”, “ürünlerimi internette satmak” ya da “internette ürün satışı” gibi. Google artık tüm bunların aynı maksatla yapılan aramalar olduğunu biliyor ve bunları aynı anahtar kelimeler olarak değerlendiriyor.

    İşte siz de Google’ın bu yaklaşımından tüm içeriklerinizde faydalanabilirsiniz. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Siteniz için gereksiz yere sırf ‘SEO uyumlu’ (!) olacak diye baştan sona aynı anahtar kelimelerle doldurulmuş şişirme yazılar yerine, akıcı ve kulağa daha doğal gelen metinler üretebilirsiniz.

    Hızımı almış gidiyordum ama bu konu daha çok su kaldırır gibi gözüküyor. 2019’da SEO konusuna belli ki bir sonraki yazımda devam edeceğim. Zira size 2020’de SEO adına ve sitenizi yükseltmek için yapabileceklerinizle ilgili bahsetmek istediğim nereden baksanız bir 7-8 madde daha var. Öyleyse bir sonraki yazımda görüşmek üzere diyelim.

  • Satış Psikolojisi – Satın Alma Kararının Ardındaki 2 Sır

    Satış Psikolojisi – Satın Alma Kararının Ardındaki 2 Sır

    Satış Psikolojisi konusuna hakim olmak, sihirli küreye sahip olmak gibidir.

    Satış psikolojisi ve insanların satın alma kararlarının altında yatan temel güdüler… Evet bugün konumuz bu ve oldukça derin. Ama önce size müşterilerinizle ilgili acı bir gerçeği söyleyeyim mi?

    Siz onları anladığınızı ve çözdüğünüzü düşündükçe onlar sizi şaşırtırlar. Ve giderek azalan pazarlama bütçenizi nihayet sıfırlayana kadar, elinizde satılmamış ağır bir ürün kutusu ve boş cebinizle ayakta öylece kalakalıncaya kadar sizi şaşırtmaya devam ederler. Hadi, bu hangimizin başına gelmedi, gelmiyor bana söyleyin bi..

    Bilhassa Amerikalılarda çoktur; “satışlarınızı patlatacak sihirli formül”, “bu yöntemle satışlarınızı uçurun” gibi söylemler çeşitli ajansların bloglarında ya da seminer ilanlarında havada uçuşur. Ben bu tip iddialara ve bunlarla ortaya çıkan pazarlamacılara hiçbir zaman güvenmedim, inanmadım. Ama inandığım bir şey var.

    İnsan davranışlarında bulduğumuz ortaklıklar sayesinde, insanların neyi neden satın aldıklarına dair daha derin bakış açılarına ve daha güçlü öngörülere sahip olabiliriz. Satış psikolojisi başlıklı bu yazımda, müşterilerinizin zihinlerine daha net bir bakış açısı ile bakabilmeniz için size biraz ışık tutmayı umuyorum. Böylece ürününüzü pazarladığınız kişilerin akıllarında neler olup bittiğini de anlayabilir ve pazarlama planlarınız ile stratejilerinizi buna göre geliştirebilirsiniz. İyi fikir değil mi? Evet bence de harika!

    Bu arada bu konuda bir uzman olduğumu iddia etmeyeceğimi lütfen unutmayın. Sadece eski toprak reklam ve satış uzmanlarının yazdığı pazarlama kitaplarını okurken edindiğim bilgileri paylaşıyorum. Ve tabii ki bir de kendine özel tarzıyla Türkiye’de fark yaratan web içeriği ve reklam metni platformum WebEditoryal‘i işletirken aldığım dersleri. Neyse, şimdi konuyu fazla uzatmadan satış psikolojisi hakkında biraz sohbet edelim.

    İnsanlar ne zaman satın alır: Bir şey canlarını acıttığında ya da iyi hissetmek istediklerinde satın alırlar.

    Özünde insanların şu iki sebepten biri ile satın aldıklarını bilmeniz lazım: İnsanlar ya zevke yaklaşmak için ya da acıdan uzaklaşmak için satın alırlar. Örnek olarak “et – tatlı ve mide sancısını” ele alalım.

    Birkaç haftadır çok yoğun çalışıyor olduğunuzu varsayalım. Cumartesi günü işler zirve yapıyor ve müşterilerin ardı arkası gelmiyor; müthiş yoruluyor ama geç biten günün sonunda epey para kazanıyorsunuz. Neredeyse bir haftalık satış bir günde gerçekleşmiş ve siz de bunun keyfini eşinizle çıkarmak istiyorsunuz.

    Uzunca zamandır onu ihmal ettiğinizin de farkında olduğunuz için “hadi şu pazar gününün tadını çıkaralım” diyor ve onunla güzel bir pikniğe gitmeye karar veriyorsunuz. İyi bir uyku çektikten sonra hazırlanıp çıkıyor ve alışveriş için markete uğruyorsunuz. Eşinizi ve kendinizi biraz şımartmak üzere bu kez 15 liralık tavukla idare etmek yerine, 100 lirayı bulan fiyatıyla en güzelinden pirzolalar alıyorsunuz. Bu da mantıklı bir karar sayılır.. ki neden olmasın? Sonuçta dün çok kazandınız ve eşiniz buna fazlasıyla değer.

    Öğleden sonra vardığınız güzel bir sayfiye yerinde masanıza kurulup eşinizle bir güzel yiyor, içiyor, sohbet ediyor ve gene yiyorsunuz. Etleri kekler ve meyveler kovalıyor ve saatler geçiyor. Geceye doğru eve dönüşte bir de tatlıcı görüp dayanamıyor ve künefeye dalıyorsunuz. Sonra evde bir duş ve uyku.

    Ama mideniz yanmaya başlıyor… hem de ne yanma! Tüm gün şekeri şurubu gönderdiğiniz mideniz adeta size acısıyla geri püskürtme yapıyor. Ağzınıza kadar ulaşan mide sıvısıyla yemek borunuz ve diliniz kavruluyor.

    Her zaman sizi rahatlattığı için yine bir şişe soda almak üzere dolaba koşuyorsunuz ama o da ne! Ne süt, ne soda, ne de mide ilacınız, hiçbiri yok. Vakit gece vakti, günlerden pazar, her yer kapalı ve tek istediğiniz mide yangınızı rahatlatacak bir ya da iki şişe soda. En yakın benzin istasyonuna koşuyor ve fahiş fiyatla da olsa sodanızı alıyorsunuz.

    Bu kısa hikayede, iki farklı sebepten ötürü iki farklı şey için ödeme yaptınız. İlkinde, kendiniz ve eşinizi zevke yaklaştırmak üzere et ve tatlı için yüklü bir miktar para ödediniz. İkincisinde ise midenizin acısından uzaklaşmak için iki şişe sodaya normalinden 3 kat fazla ödeme yaptınız.

    Kazandıran soru: insanlar neden satın alır

    Biz insanların yaptığı hemen hemen bütün satın alma işlemleri bu iki kategoriden birine (bazı durumlarda ise her ikisine birden) girer.

    • 100 liralık dana pirzola > Zevk
    • 7 liraya iki şişe soda > Acı
    • Ford Focus > Zevk
    • Ford Focus’taki çocuğunuz için araba koltuğu > Acı
    • Tatil > Zevk
    • Viagra > Acı (ereksiyon sorunu) ve Zevk (cinsel ilişki)

    Bu makaleyi okuyorsanız gayet akıllısınız demektir, bu yüzden çok daha fazla ayrıntıya girme ihtiyacı duymuyorum. Fakat bu ilk bölümü satış psikolojisi ile ilgili aşağıdaki şu tavsiyeyle bitireceğim.

    İnsanlar ya zevk almak için ya da acıdan kurtulmak için (nadir durumlarda da her ikisi için) satın alırlar. Bu yüzden ürün veya hizmetlerinizi pazarlarken insanların “sattığınız şeyi neden aldıklarının” farkında olmayı unutmayın. E peki hepsi bu mu?

    Şimdi, insanlar bariz bir şekilde karmaşık yaratıklardır; büyük güzel beyinleri olan tuhaf varlıklar. Yani satış psikolojisi kesinlikle acıdan ve zevkten çok daha derinlere inmeli. Öyleyse gelin şimdi duygulara bakalım; duyguların satın alma davranışında nasıl bir rol oynadığı hakkında konuşalım.

    İnsanlar duygusal satın alma kararları verirler.

    Bu bölümde duyguları ve duygunun satın alma kararlarında nasıl büyük bir rol oynadığını tartışacağız. Teknoloji ve veriler pazarlamacılara çok fazla fırsat sunuyor sunmasına ama, birçok pazarlamacıya da önemli bir gerçeği unutturuyor.

    Hangi gerçek bu: Pazarlama insan için yapılır, robotlar için değil. Ve robotlardan farklı olarak, insanlar ‘duygusal değerlerle’ satın alma kararları veren hisli varlıklardır. Özellikle satın aldıkları ürün veya hizmet, yukarıda tartıştığımız “zevk” kategorisine girdiğinde.

    İnsanlar kiraz kırmızısı bir Maserati’yi mantıklı bir şey olduğu için satın almazlar. Böyle bir arabayı onlara bir şey hissettirdiği için satın alırlar. Aynı şey 70.000 liralık bir ses sistemi veya 500 liralık bir kot pantolon için de söylenebilir; 300 liralık bir et tabağı ya da lüks bir tesiste geceliği 6.000 TL değerinde bir konaklama için de…

    Tüm bu kararlar mantıkla değil, duygusal olarak verilen kararlardır. Bu nedenle, müşterinize zevke hitap eden bir ürün satarken, duygularını tetiklemeyi düşünün.

    Onlara bir şey hissettirin.

    İnsanlar satın alma kararlarını mantıkla açıklamak (haklı çıkarmak) isterler.

    Önceki bölümde, insanların ‘zevke yaklaşmak’ üzere alışveriş yaptıklarında, satın alma kararlarını duyguya dayalı olarak vereceklerini konuştuk. Evet, şimdi burada ilginç bir noktaya geliyoruz.

    Örneğin Murat Bey gidip de gıcır gıcır bir Maserati’ye 200.000 avro harcayarak duygusal bir karar verdiğinde, er ya da geç, “ya Murat’cım neden kiraz kırmızısı bir Maserati’ye küçük bir servet harcadın?” sorusuna cevap vermek zorunda kalacak.

    Görsel: Satış Psikolojisi ve satın alma kararları: insanlar öncelikle duygularıyla satın alma kararı verirler.

    İşte burası, mantık kavramının işin içine girdiği yerdir. Genel olarak, insanlar duygusal satın alma kararları alırken bu alışverişlerini (ister kendilerine ister çevrelerine karşı) mantıkla savunacaklardır.

    Murat bu soruya dürüst bir cevap verecek olsa şöyle derdi:

    “Evet Davut’cuğum, bu kiraz kırmızısı Maserati’yi aldım çünkü 50 yaşına gelmiş biri olarak garip bir orta yaş krizi geçiriyorum. Ve bu araba bana kendimi daha genç hissettiriyor. En azından ben öyle olmasını umarak aldım. Ve açıkçası genç hissettiğimi ailem ve arkadaşlarıma da bu yolla göstermek istedim. Ayrıca, hep kiraz kırmızısı bir spor arabam olmasını istemişimdir.”

    Ama bunun yerine Murat’ın cevabı daha çok şunun gibi bir şey oluyor:

    “Sormakla ne iyi ettin Davut. Bu yılki modelin kilometre performansı gerçekten harikaymış. Tabi ki en sert çarpışma testlerinden de geçti ve çocuklar için müthiş güvenli bir araba. Ayrıca müşterileri almak için de son arabamdan daha güzel bir şey istiyordum. Biliyorsun, bizim işte müşteride iyi bir izlenim bırakmak çok önemli.”

    Burada Murat da, Davut da bu cevaba gülerek verilecek gerçek karşılığın “has…r lan!” olduğunu bilirler.. 🙂 Ne var ki duygusal olarak verilen satın alma kararlarını bu şekilde mantıksal açıklamalarla haklı çıkarmanın artık standart olduğu da bir gerçek.

    Evet, ürünlerinizi müşterilerinizin duygularını dürterek onlara pazarlamanız gerekiyor ama… aynı zamanda onlara, ailelerine ve arkadaşlarına karşı bu satın almayı haklı çıkarmalarına yardımcı olacak bariz ve güçlü nedenler, kanıtlar ve gerçekler de vermelisiniz.

    İnsanlar satın alırlar çünkü diğer insanlar da satın alırlar.

    Alkol ve sigaraya başlama noktasında akran baskısının gücünü ve etkisini pek çoğunuz iyi bilirsiniz. Evler, arabalar, ev eşyaları gibi şeyleri satın alırken de benzer şekilde akran baskısının etkisi altında kalıyoruz. Hem bir pazarlamacı hem de bir müşteri gözüyle şunu söyleyebilirim ki çevre etkisinin en güçlü hissedildiği zamanlar, herhangi bir satın alma söz konusu olduğu zamanlardır.

    Bu da bizi satış psikolojisi açısından bir sonraki noktaya götürüyor; “insanlar satın alır çünkü diğer insanlar da satın alır”.

    Arkadaşlarınızdan birinin ayaklarında güzel bir çift ayakkabı veya sırtında havalı bir ceket görüp de aynısını ya da aynının bir başka rengini satın almaya karar verdiğiniz olmadı mı hiç? Aslında “kaç kez oldu” diye sormam lazım belki de çünkü dürüst olursanız hepinizin başına en az bir kez veya birkaç kez gelmiştir.

    Amazon’da sürekli çeşitli ürünlerin “trend” olmasının bir nedeni var. Daha fazla insan onları kullandıkça, giydikçe veya gösterdikçe giderek daha da popüler oluyorlar.

    Sosyal psikolojide “sürü zihniyeti” adı verilen bir kavram var. Sürü zihniyeti esasen, insanların bazı duygusal davranışları (ve hatta kimi zaman aşırı irrasyonel davranışları bile) benimseyebilmek için akranlarından etkilenebildikleri anlamına geliyor.

    Sürü zihniyeti kimi zaman tehlikeli olabilmesine ve dünya çapında gerçekleşen pek çok şiddet eyleminin de sebebi olmasına rağmen, iyi amaçlar için de kullanılabilir. Tek bir amaç için bağışta bulunan binlerce insan, sürü zihniyetinin daha büyük bir iyilik için kullanıldığı bir örnek durumdur.

    Buz Kovası Mücadelesini hatırlayan var mı, hani herkesin birilerine meydan okuyarak sürdürdüğü? Bu akım dünyada A.L.S. hastalığı için 115 milyon dolar bağış toplanmasını sağlamıştı. Sosyal baskılara ek olarak, belki de sürüyü takip etmek için içimizdeki ilkel bir içgüdüyü hissediyoruz.

    Satın alma kararını anlamak

    Ayrıca müşterilerin başkalarının bir ürünü kullandığını görmekten hoşlanmalarının gayet mantıklı bir sebebi de var:

    Güven.

    Satıcılar yılışık, itici ve gayri-etik veya gayri-estetik olarak görülebilirken, arkadaşlar pek tabi ‘güvenilir’ olarak görülürler. Yani, eğer Bahar’ın arkadaşı kendisine şehirdeki yeni bir restoranı mutlaka denemesi gerektiğini söylese, Bahar’ın kafasında o anda o restorana dair otomatikman oluşan belli bir güvenilirlik düzeyi var olur. Ve çok ilginç bir şey, insanlar internetle birlikte güven konusundaki bu ihtiyaçları orada da karşılayacak yeni kanallar buldular. Bu mecrada buldukları kanallarla arkadaş eksikliğini hissetmemeye başladılar.

    Nasıl mı?

    Araştırmalara göre internette alışveriş yapanların en az %80’i artık gerçek arkadaşlarından gelen öneriler kadar ürün incelemelerine de güvenmekteler. Yani blog yazıları ve YouTube kanallarındaki inceleme ve tavsiye içerikli videolar. Demek ki bu davranış, yani satın alma kararını etkileyen kıyaslama ve örnek alma, yüz yüze etkileşimin daha az olduğu bir dünyada, internette bile geçerli kalmıştır.

    Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor?

    Söyleyeyim efendim: Bir pazarlamacı olarak, müşterilerinizin gerek çevrimiçi (internette) gerekse çevrimdışı ortamda (gerçek hayatta) ürün veya hizmetinizle ilgili söylediklerinin çok ama çok farkında olun. Onları iyi takip edin. Bir de viral olma yani hızla yayılma şanslarını artırmak için kolayca paylaşılabilecek ürünler veya hizmetler oluşturmaya bakın. Sadece herhangi bir ihtiyacı çözen bir şey ortaya çıkarmak artık yeterli değil. Ürününüz çok güzel ve deneyimsel olmalı.

    Daha güçlü pazarlama kampanyaları düzenlemek için satış psikolojisi noktalarını birleştirmek.

    Şimdi çok kısa bir sürenizi daha almak ve satış psikolojisini nasıl kullanabileceğinizi özetlemek istiyorum. Nihayetinde daha fazla satış yapmanızı sağlayan daha güçlü pazarlama kampanyaları oluşturmanızı istiyorum.

    İşte kolay taktiksel adımlarla hemen uygulayabileceğiniz şekilde, yukarıda ele aldığımız konuların özeti.

    1. Ürününüz veya hizmetiniz müşterinizi zevke mi yaklaştırıyor yoksa acıdan mı uzaklaştırıyor? (veya her ikisi de mi?)

    Müşterilerinize, ürününüzün hangi acı(lar)dan uzaklaştırdığını veya onlara ne tür zevkler getirdiğini sormaya başlayın.

    2. Ürün veya hizmetinize ilgi duymaları için müşterilerinizin hangi duygularını harekete geçiriyorsunuz?

    Müşterilerinizi herhangi bir zevke mi yaklaştırdığınız yoksa bir acıdan mı kurtardığınızı belirlediyseniz, şimdi ilgilerini ve eylemlerini gerçekleştirmeleri için hangi duyguları uyandırmanız gerektiğini belirleyebilirsiniz. Müşterilerinize ürününüzü kullanırken neler hissettiklerini sorun. Tarif ettikleri duygulara ve bunları açıklarken kullandıkları sözlere çok fazla dikkat edin. Böylece sözlerini ve duygularını geri dönüştürebilir ve bunları pazarlama mesajlarınızda geliştirebilirsiniz.

    3. Müşterileriniz satın alımlarını aile üyelerine ve arkadaş çevrelerine nasıl haklı çıkarıyorlar?

    Duyguları da ele aldıktan sonra, artık insan mantığına hitap etme zamanı. Sattığınız şeyi satın almanın ardındaki mantığı bulmalısınız. Müşterilerinize şu soruyu soracak cesaretiniz var mı? “Ürünümüz biraz pahalı, sizi bu ürüne para harcamaya yönlendiren sebep(ler) ne(ler)dir?”

    Evet, bu kulağa sorması kolay bir soru gibi gelmiyor ve biraz sinir bozucu olabilir. Ama gerçekten önemli bir soru. Çünkü müşterilerinizi, çevreleri de onlara aynı soruyu sorduğunda verecekleri mantıklı cevaba hazırlayacaktır. Ayrıca müşterilerinizin cevapları büyük ölçüde gerçekçi olacaktır. Size “çünkü ben onu seviyorum ve beni iyi hissettiriyor” demezler. “A, B ve C özellikleri olduğu için ve şu özel problemimi çözdüğü için” gibi bir şey söyleme olasılıkları daha yüksek olacaktır.

    Ürün veya hizmetinizi satın almak için mantıklı nedenleri belirledikten sonra, bu argümanları pazarlama mesajlarınıza dahil etmelisiniz.

    4. Ürününüze veya hizmetinize nasıl deneyimsel veya dikkate değer bir öğe ekleyebilirsiniz? Onu nasıl ‘paylaşılabilir’ yapabilirsiniz?

    Sattığınız şeyi sevimli ve güzel kılmak için epey zaman harcamanız gerektiği bir gerçek. Lululemon markası spor kıyafetleri satmaz, ‘güzel tasarımlar’ satar. Lululemon’dan giyinenlere arkadaşları yukarıdaki gibi “nasıl aldın” soruları sorarlar. Sattıkları değil, kasada “hediye ettikleri” çantaları dahi hayranları arasında diğer “çanta markalarına” karşı tercih sebebidir. Yani kullanıcılarına göre “Lululemon’un poşeti bile statü sembolüdür” (*alıntı: justus jonas – ekşisözlük). Bir de ülkemizin artık uluslararası alanda da ses getiren LCW markasının nasıl fark yarattığına ve Türkiye’nin en çok satan giyim markasına dönüştüğüne göz atalım.

    Tüketici mutluluğunu herşeyin önünde tutuyor. Sorgusuz sualsiz, faturasız fişsiz ürün iadesi alıyor. Tüketiciyi “yok ürünü laboratuvara gönderelim, yok merkez görsün” laflarıyla oyalamıyor. Bütün perakendecilerde kasa kuyruğu uzayıp giderken LC Waikiki’de böyle bir sıkıntı yaşamıyorsunuz. Mağazaya girerken güler yüzlü personel sizleri “hoş geldiniz” diyerek, tebessümle karşılıyor. kaynak: http://www.retailturkiye.com/cengiz-cambel/lc-waikiki-turkiyenin-dunyadaki-gururu-oldu

    Farklı olmak için sattığınız şeyi mora boyamanız gerekiyorsa, mora boyayın! Zira müşterilerin sürekli yeni, daha yeni ve yepyeni ürünlerle taarruza maruz kaldıkları bir dünyada dikkat çekmek ve akılda kalmak istiyorsak, onlara renkli, coşkulu, cüretkar, devrimsel vb. bir şeyler sunmak zorundayız. Bir kişinin dikkatini çekebiliyorsanız, o kişi de başka birilerinin dikkatini çekecektir. Ürün veya hizmetlerinizi ‘bulaşıcı’ hale getirmelisiniz.

    Ama “farklı olduğunuzu söyleyerek” farklı algısı yaratamazsınız. Bir şeyleri çok iyi, çok güzel, çok özel ya da daha önce hiç yapılmadığı gibi yapmalısınız.

    Tahmin edebileceğiniz gibi, en keyif aldığım konulardan biri olan “satış psikolojisi” söz konusu olduğunda anlatabileceğim pek çok şey var ve sizlerle saatlerce zevkle sohbet edebilirim. Bu yazıyı beğendiyseniz lütfen bir yorumla bana bildirin; dilerseniz bir beğeni göstergesi olarak paylaşabilirsiniz de. Acayip sevinirim. Şimdiden çok teşekkürler.

  • Sosyal Medya İçerik Takvimi ile Satışlarınız Ne Kadar Artar

    Sosyal Medya İçerik Takvimi ile Satışlarınız Ne Kadar Artar

    Sosyal medya içerik takvimi konusuna girmeden önce net olarak bilmemiz ve kabul etmemiz gereken bir gerçek var:

    Yolda, sporda veya direksiyon başında iseniz ses dosyasından faydalanabilirsiniz.

    Sosyal medya bugün çoğu işletme için pazarlama stratejilerinin ya büyük bir kısmını ya da en azından önemli bir parçasını oluşturuyor. Tabi ki öyle olacak; bugün insanlar orada, pazarlar orada, satışlar orada ve haliyle para orada. Eh, rakipler de orada olduğuna göre artık sizin orada olmamanız düşünülemez, haksız mıyım?

    Ama pek çok şirket hala bir sosyal medya hesabı yönetmeyi basite alıyor ya da gerçekten ne anlama geldiğini bilemiyor. Ne yazık ki “başarılı bir sosyal medya hesabı yönetimini” arada bir paylaşım yapmak, önemli gün ve haftaları kutlamak, bazen birkaç güzel fotoğraf paylaşmak olarak görenlerin sayısı epey fazla.

    Eh… böyle görenlere geçmiş olsun diyorum. Böyle olmadığını bilen ve bu konuda bir şeyler yapmak isteyenlere ise bu yazım iyi gelecek. Buyurun, konuşalım…

    Evet, sosyal medya toplumun sıradan bireyleri için iyi vakit geçirilen eğlenceli bir yer, hatta bazı şirketler için bile öyle ama emin olun başarılı bir sosyal medya stratejisi ile para kazanılacaksa bundan çok daha fazlası var. Ve büyük bir ciddiyetle çalışmak gerekiyor.

    Öncelikle ve en önemlisi, genel pazarlama hedeflerinize ulaşmanıza yardımcı olacak bir stratejiniz olduğundan emin olmanız gerekir. Bunun yolu da iyi hazırlanmış bir sosyal medya içerik takvimi ve bunun uygulanmasından geçiyor.

    İşte size sosyal medyadan faydalanmak üzere iyi bir başlangıç yapmanız için atmanız gereken adımlar:

    1. Adım – Hedef Kitlenizi Araştırın

    Sosyal medya içerik takvimi için hedef kitle araştırması

    Hedef kitlenin belirlenmesinin önemine daha önceki yazılarımda da değinmiştim. Herhangi bir pazarlama çabasının temel noktası kitlenizi tanımaktır. Onlar sizin izleyicileriniz, takipçileriniz, potansiyel müşterileriniz…

    Özelikle de sosyal medya için kitlenizi tanımanın birkaç yolu vardır. Hmm, nedir bu yollar? Sizi meraktan öldürmeden hemen söylüyorum:

    Müşterilerinizle Konuşmak (Söyleşiler, Değerlendirmeler)

    Hedef kitleniz hakkında bilgi edinmenin kolay yollarından biri mevcut müşterilerinizle konuşmaktır; sonuçta hedeflediğiniz kişiyi en iyi temsil edenler onlar, öyle değil mi? Onlara soru sormak için en iyi zaman da yıllık değerlendirmeler ve alışveriş sonrası memnuniyet görüşmeleridir.

    Müşteri röportajları çok iyidir.

    Röportaj yapma olanağınız yoksa en azından kitlenizin hangi sosyal medya kanallarında yer aldığını öğrenebilirsiniz. İyi ilişkilerinizin olduğu bir müşteriye bir sonraki telefon görüşmenizde veya e-postanızda hangi platformları tercih ettiklerini sorabilirsiniz. Ve yine hatırlatayım, soruyu doğru bir zamanlamayla sormayı unutmayın.

    Müşterilerinize Anket Yapmak

    Epey yaygın kullanılan Survey Monkey uygulaması ile müşterilerinize bazen anket(ler) gönderebilir ve bazı basit bilgileri paylaşmalarını rica edebilirsiniz. Eğer müşterilerinize doğrudan ulaşmak konusunda hala rahat değilseniz, onlar hakkında daha fazla bilgi edinmek için bağımsız araştırmalar yapabilir veya yaptırabilirsiniz.

    Gördüğünüz gibi her halükarda sizi onları araştırmaya teşvik ediyorum çünkü hangi yolla olursa olsun hedef kitleniz hakkında yeterli bilgi toplamak ve onlar hakkında belirli bir fikir sahibi olmak önemli.

    2. Adım – Rekabeti Araştırın

    Sosyal medya içerik planlaması için rekabet analizi

    Rakipleriniz hangi sosyal kanalları kullanıyor? Bu kanallarda kaç takipçileri var ve ne kadar aktif yer alıyorlar? Sizin bu platformlarda paylaşacak daha alakalı içeriğiniz var mı?

    Rakiplerinizi kopyalamadan, onlardan önemli bilgiler edinebilir ve kitlenizin nerede olduğunu görebilirsiniz.

    3. Adım – Sosyal Medya Platformlarınızı Seçin

    İşiniz için en doğru sosyal medya platformlarını seçmek

    Evet… Kitle araştırmanızı hallettikten sonra, sırada hangi platformları kullanacağınızı belirlemek var.

    Örneğin, görsel açıdan zengin ve çekici olduğu için ve şimdilerde bir hayli popüler olduğundan bir Instagram hesabı açmak size cazip görünebilirse de, eğer sizin hedef kitleniz orada değilse bu işinize yaramaz.

    Yapmanız gereken şey en popüler sosyal medya platformlarının hangileri olduğunu belirlemek için kitle araştırmanızı kullanmaktır. Ardından da özellikle bu platformlara yönelik sosyal medya içerik takvimi hazırlamaya ve alakalı içerik oluşturmaya başlarsınız.

    Ayrıca mevcut içeriğinizi de kontrol etmeyi unutmayın. Her bir sosyal medya platformunda yeni bir hesap açmadan önce, bu platformda yayınlayabileceğiniz yeterli içeriğiniz bulunduğundan emin olmanız gerekir.

    Önce yeterince içeriğinizin hazır olduğu platformda yayına başlamanızı öneririm. Yeterli içeriğiniz bulunmayan platformda ise önceden biraz hazırlık yaptıktan sonra aktif olmak daha iyi bir fikir.

    İçerik üretimine nereden başlayacağınızdan emin değil misiniz? Daha düşük sosyal medya bütçesine sahip işletmeler için gayet faydalı kaynaklar olan Pexels.com gibi ücretsiz stok fotoğraf web sitelerinden de faydalanabilirsiniz. Akıllı telefonunuz ile sosyal medya için yeterli kalitede fotoğraflar da çekebilirsiniz.

    4. Adım – Hedefler Belirleyin ve Bu Hedeflere Yönelik Olarak Çalışın

    Sosyal medya stratejisi için hedefleri belirlemek

    Şundan emin olabilirsiniz: Sırf içerik üretmiş olmak için içerik üretmek hiçbir işinize yaramayacak. Hedefleri net olmayan bir sosyal medya içerik takvimi de öyle… Belli bir amaç üzerine içerik paylaşmayı istemelisiniz ki ancak böyle yaparsanız daha büyük pazarlama hedeflerinize ulaşmanız kolaylaşır.

    Peki sosyal medyada hedef ne olmalı, bu hedeflemeyi nasıl yapabilirsiniz ve ne tür hedefler belirleyebilirsiniz? İşte size birkaç sosyal medya hedefi örneği ve onlara ulaşmak için nasıl çalışmanız gerektiğine dair fikirler…

    Sosyal Medyada 1. Hedef: Marka Farkındalığı Oluşturmak

    Marka farkındalığı elbette sosyal medya için yaygın bir amaçtır, bunun da iki sebebi var:

    1. Sosyal medya, geniş insan ağlarına yani kitlelere ulaşmanızı kolaylaştırır
    2. Elde ettiğiniz sonuçları ölçmek kolaydır

    Marka farkındalığının ana ölçütleri takipçiler, paylaşım erişimi ve etkileşimlerdir (beğeniler, paylaşımlar, tıklamalar, yorumlar vb.). Bu etkileşimleri teşvik etmek üzere izleyicileriniz için değerli bir içerik oluşturmayı amaçlamalı, katılımlarını istemeli (sorular sorun ve anketler gönderin) ve etiketlemeyi kullanın.

    Sosyal Medyada 2. Hedef: Topluluk Etkileşimi Oluşturmak

    Bu yukarıda ilk saydığım hedefe benziyor, evet. Bir topluluk katılımı oluşturmak yayınlarınızdaki beğenileri, yorumları, paylaşımları ve tüm diğer etkileşimleri tetikler ve bu da marka farkındalığınıza yardımcı olur.

    Ancak topluluk katılımı oluşturmak, insanları markanızdan haberdar etmekten daha fazlasını yapar; insanlara sizinle iletişim kurmanın bir yolunu açar ki böylece aranızda bir güven geliştirir ve size yeni müşterileri yönlendirmelerine yardımcı olur.

    Sosyal medyanın amacı tabi ki “sosyal olmaktır”. Bu nedenle tüm yorumlara mutlaka cevap vermeli ve takipçilerinizle onlar için keyifli, anlamlı, faydalı, ‘işe yarar’ sohbetler geliştirmelisiniz.

    Sosyal Medyada 3. Hedef: Şirket Web Sitenize Doğru Trafiği Artırmak

    Sosyal medya sayfalarınıza ziyaretçiler çekmek de kendi başına çok büyük bir başarıdır, ancak elbette bununla yetinmek istemeyiz. Sonuçta amacımız hedef kitlemizin ‘satın alma’ ile sonlanacak bir yolculuğa çıkmasını sağlamak ki bu yol da web sitemizden geçiyor.

    Web sitenizde satışa yelken açtıracak çeşitli unsurlar var; blog yazıları, varış sayfaları, satış sayfaları, içerik indirme teklifleri gibi… Sosyal medya hesaplarınızda insanları bu sayfalara ulaştıracak gönderiler oluşturarak onları potansiyel müşterilere dönüştürebilir ve satın alma yolculuklarını hızlandırabilirsiniz.

    İlgili Yazı: Satış Psikolojisi – Satın Alma Kararının Ardındaki Sır

    Sosyal Medyada 4. Hedef: Kitleniz için Güvenilir Bir Kaynak Olmak

    Bir şirket ve marka için en güzel şeylerden birisi otorite olmak, en azından hedef kitlesi tarafından otorite olarak kabul edilmektir. Sizin de bunu isteyeceğinizden emin olun! Ve internet bu zamanda herhangi bir alanda otorite olmak, otorite olarak algılanmak için en iyi yolların başında geliyor.

    Kendinizi sektörünüzde güvenilir bir haber kaynağı olarak konumlandırmak, hedef kitlenizin sizin sosyal medya hesaplarınızı aramalarını sağlar çünkü insanlar en önce ve en çok saygın buldukları içeriğe yönelirler.

    Peki bu konumlandırmayı nasıl başarabilir, böyle bir otoriteyi nasıl inşa edebilirsiniz? Cevabım basit ve her zamanki gibi aynı: Faydalı olmak.

    Saygın bir bilgi kaynağı olmak için insanlara fayda sunacak, ihtiyaçlarına cevap veren içerikler paylaşacaksınız. Hem orijinal içerik ile hem de ilgili kaynaklardan araştırmalar, “nasıl yapılır” videoları, saygın kaynaklardan sektörel haberler, PDF belgesi vs. şeklinde indirebilecekleri pratik bilgilerle dolu kılavuzlar vb. bunu yapmanın harika yollarıdır. Daha pek çok şey bulunabilir.

    Sektörünüzde bir otoriteye dönüşmeye başladığınızın en büyük işaretlerinden ikisi, yayınlarınızın paylaşılma sayısında meydana gelen yüksek artış ve yine yayınlarınızın altındaki yorumlarda ortaya çıkan konuşmaların çeşitlenmesidir.

    5. Adım – Marka Kişiliğinizi Sosyal Alanda Kullanın

    Sosyal medya yönetimi için marka tonunu kullanmak

    Sosyal medya bir “konuşma” platformu olduğundan, insanları diyalog kurmaya teşvik eden, yani daha bir Türkçesiyle sohbetler oluşturmaya yol açan bir dil kullandığınızdan emin olmanızda fayda var.

    Tabi şu da çok önemli; eğlenceli, komik, neşeli ya da hafiften coşkulu bir sosyal medya sayfasındaki bir bağlantıya tıklayan ziyaretçiniz, sıkıcı bir kurumsal web sitesi ile karşılaşmamalı. Bir ziyaretçi için bundan daha kötü bir kullanıcı deneyimi olamaz.

    Bu sizin için de kötü bir deneyim olacaktır nitekim o ziyaretçi web sitenizi hızla terk edecek, muhtemelen bir daha geri dönmemek üzere gidecek… E tabi sosyal medyadaki o sayfanız da bir daha ilgisini çekmeyecektir.

    Bu yüzden sosyal medya kanallarınızda kullandığınız ton ve marka kişiliği tüm diğer pazarlama kanallarınızdaki ton ile uyumlu olmalı. Sosyal medya, basılı yayınlar, dijital yayınlar ve web sitenizdeki pazarlama tonunuz birbirini yansıtmalı; çünkü tutarlılık pazarlamada önemli bir anahtardır.

    6. Adım – Sıkı Bir Sosyal Medya içerik Takvimi Geliştirin

    Sosyal medya içerik takvimi örneği – hediyenizi indirmeyi unutmayın!

    Evet, buraya kadar hedef kitleniz hakkında bilgi edindiniz, hangi sosyal medya kanallarını kullanmanız gerektiğini belirlediniz, hedeflerinizi netleştirdiniz ve tonunuzu, marka kişiliğinizi geliştirdiniz. Böylece sosyal medyada içerik yayınlamaya başlamanın zamanı geldi, değil mi?

    Hayır, tam olarak değil. Kusura bakmayın, sizi biraz yoruyorum belki ama yapılması gereken son bir şey daha kaldı. Bu sonuncusu ama kesinlikle en önemlisi diyebilirim.

    İçerik yayınlamaya başlamadan önce, tüm platformlarınız için bir sosyal medya içerik takvimi geliştirmek üzere biraz zaman ayırın. Bu nasıl yapılır ve ne işe yarar?

    Nasıl yapılır: Yayınlarınızın hedeflerinize ulaşmanıza ve tonunuzu yansıtmanıza yardımcı olmasını sağlar, buna göre içerik konularını belirler, hangi günlerde ve hangi saatlerde yayınlayacağınızı belirler ve profiliniz ile paylaşımlarınıza eklemeniz gerekecek bağlantıları ana hatlarıyla belirtirsiniz.

    Ne işe yarar: Planlı bir içerik yayını, sizi paylaşımlarınız öncesindeki son dakika karışıklıklarından, gecikmelerden ve düzensizlikten korur. Hangi paylaşımların daha fazla dikkat gerektirebileceğini, hangilerinin daha kritik olduğunu önceden net bir şekilde görmenizi sağlar. Hangi hedeflere ulaşıldığını belirlemeyi kolaylaştırır.

    Gelelim son notalara…

    BONUSLAR:

    Sizin için Türkçe’ye çevirip hazırladığım Hubspot’a ait Sosyal Medya İçerik Takvimi şablonunu indirip kullanabilirsiniz (bağlantıya tıklayıp doğrudan bilgisayarınıza indirin).

    # Esnek Olun

    Artık çok iyi bir plan ve sosyal medya içerik takvimi sahibi olsanız bile sosyal medyada “doğallık” ve “doğaçlama” hala önemli bir gerekliliktir. Sosyal medya gerçek zamanlı gönderi ve sohbetlere izin verdiğinden, son dakika güncellemeleri, haberler ve daha fazlası için hazırlıklı olmanız gerekiyor.

    Örneğin, sizin sektörünüzle ilgili güzel bir makale yayınlandı ya da kayda değer bir gelişme yaşandı diyelim. Ama sizin de o gün için planlanmış bir yayınınız var. Bırakın! O yayını daha sonraya yine programlayabilirsiniz. Önemli olan o andaki gündemi kaçırmamaktır.

    Çünkü ilgili haberlerin, konuların, gelişme ve trendlerin zirvesinde kalarak, hedef kitlenizin de zihninde en yukarıda kalır ve onlar için güvenilir bir haber kaynağı haline gelirsiniz.

    # Sürekli İyileştirin

    Bunun önemini söylememe bile gerek yok belki ama benim görevim gerekli her şeyi söylemek. Sırf bir strateji geliştirdiniz ve planlama yaptınız diye “artık ona dokunulmayacak” diye bir şey yok.

    Sosyal medya risk almak, denemeler yapmak ve sürekli optimize etmek için harika bir yerdir. Yayınlarınızı inceleyerek ve hangi içeriğin en çok ilgilerini çektiğini gözlemleyerek, hedef kitlenizin daha çok görmeyi istediği yayınları dahil etmek suretiyle içerik takvimlerinizi daraltabilir, yeniden şekillendirebilirsiniz. Üstelik bunu yapmalısınız da. Sosyal medyanın eğlenceli tarafı budur zaten!

    Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için, örneğin #HerPazarYeniBirÜrün etiketini belirlemiş olmanıza ve ilk ay onu hiç kimsenin kullanmamasına rağmen iki ay daha inatla kullanmanızın alemi yok.

    Sosyal medya, ilgilenenler için bir pazarlama oyunudur ve bu oyun tamamen ‘en alakalı’ olanı bulmakla, kitlenizi kendinize çekmekle ve potansiyel müşterilerinizin neleri görmek istediğini tespit etmekle ilgilidir.

    # Gerekirse Uzmanlara Danışın

    Bırakın bir plan ya da sosyal medya içerik takvimi kullanmayı, bugün hala müşterilerimin sosyal medyada yer almadığını, çünkü bu platformları anlamadıklarını, hesaplarını yönetmek için zamanlarının olmadığını veya kendileri için işe yaramayacağından korktuklarını sıklıkla duyuyorum.

    Nereden başlayacağınızdan hala emin değilseniz, yardım için bana ulaşın! Sosyal medya işiniz için değerli bir kanalsa –ki öyle, bundan şüphe bile duymayın-, bu platformlarda bulunmadığınız her gün ve her saat rakipleriniz bu kıymetli pazardan sizin de payınızı kapıyorlar. Sosyal medya içerik takvimi için yardıma mı ihtiyacınız var? Sizin için buralardayım.

     

    Sosyal medya içerik takvimi şablonunuzu ücretsiz indirmek için tıklayın

    sosyal medyada içerik planı ve takvim